SİYASİ MÜCADELENİN ZURURİYETİ VE ŞARTLARI!  (I)

 

Mücadelesiz bir hayat düşünülemez. Hayat bir mücadele, bir sınanma olduğuna göre siyasi mücadeleye gerek var mıdır? Siyasi mücadelesiz hayat ya da düzen, sistem olamaz mı? Bu konuda yazılacak çok şeyler var. Türkiye’de belli bir kesimi ilgilendirip belirli bir kesimi ilgilendirmeyen, toplumun inşası ve geleceği açısından son derece zaruri meselelerden olan siyasetin öneminin bilinmesi gerekir. Türk insanı bu mesele üzerinde durmaz, ilgi göstermez, kendisine düşeni yapmaz ise ülke ve millet olarak çok şeyler kaybederiz.

Günümüzde siyasete ihtiyacı nasıl izah edeceğiz? Siyaset bir toplumun, bir ülkenin geleceği üzerinde doğru, sağlam hedefler ortaya koyarak hareket etmesi, fikir yürütmesi ve bir sonuca varmasını sağlayan sosyal bir görev değil midir? Aynı zamanda milletine, devletine karşı ahlakı bir sorumluluk değil midir? Dolayısıyla siyaset; temelinde hak rızası, insanlara ve sahip olduğu topluma, ülkesine hizmet anlayışı esasına dayanmalıdır. O halde siyasete nasıl bakacağız, siyasete ihtiyaç var mıdır, nasıl olmalıdır, siyaset nedir, ne değildir? Acaba bugün yapılan siyaset ülke şartlarına, toplumsal yapımıza, kültürümüze, değerlerimize uygun mu yapılıyor? Bunu gözden geçirmek düşünmek zorundayız.

 

Siyaset Nedir; Siyasetteki Temel Esas ve Ölçüler Ne Olmalıdır?

Siyaset, Arapça kökenli bir kelime olup, “belli bir toplumda çatışma halinde olan çıkarların uzlaştırılması faaliyetidir.” Ya da “devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıdır.” Millete rehberlik yapma, hizmet etme merkezidir denebilir.

Siyaset, diğer adıyla politika, “toplum yönetimi” demektir. Siyaset; yol, yöntem, yöneten, yönetilen anlamlarına gelir. Günlük konuşmalarımızda politikayla eşdeğer hale gelmiştir. Milli eğitim politikası, tarım politikası, ekonomik politika, hukuk politikası, dış politika, vb. Siyaset, karşımızdakilerin iradelerini, direnişlerini en güzel şekilde çözmek, düşüncelerini ve onları kendi irademize teslim olmağa yönlendirmek için gerekli bilgi, beceri, akıl ve irade ortaya koyma biçimidir. Siyaset aynı zamanda problem çözme sanatıdır. Bir meseleden bir problemlerden bahsediyorsak çözümler, önerileri sunuyorsak muhakkak siyasetin ilgi alanı içerisindeyiz demektir. Birçokları siyasetle ilgisi olmadığını söylese de herkes siyaseti konuşur. Fakat herkes siyaseti farklı algılar. Bu farklı algıların temelinde de psikolojik, sosyal nedenler yatmaktadır. Siyaseti inkâr eden insanların, siyaset yaptıkları kaçınılmazdır. Bir düşünürün söylediği gibi “Siz siyasetten kaçarsanız siyaset sizinle uğraşır.” Siyasetten kaçamadığımıza göre siyaset, zaruret arz etmektedir.

Her toplumun her ülkenin kendine göre bir yönetim anlayışı olduğu gibi, çeşitli sorunları da vardır. Özgür düşüncelerin hâkim olduğu, demokrasinin yeşerme yerlerinin siyaset alanları olduğunu unuturuz. Dinde siyaset yoktur diyenlerin birçoğu siyasetin içerisinde olduğunu hatırına getirmez. Özgür düşünce ve inançlar, dinler siyasal ortamda doğar ve gelişirler. Bir devlet idaresinde halkın, sayıca kendi kendisini yönetmesinin mümkün olmaktan çıktığı kalabalık topluluklarda devlet diye daimî bir siyasal organı aracı kılmak düşünülmüştür. Yani halkın kendi kendini yönetmesi için seçimle iş başına gelen ve devlet işlerini halk adına sürdüren milletvekillerinden oluşmuş siyasi kadro, ekip…

Siyaset, yönetim tekniğiyle ilgili olan ve insanlığa hizmeti ifade eden bir kavramdır. Bir devletin kurulması ve sürekliliğinin sağlanması siyasetle mümkündür. Kısaca siyaset; ülke, devlet ve insan yönetimidir. Bazı uzmanlar, siyaseti ‘toplum içerisinde değer dağıtımını emredici yoldan gerçekleştiren süreç’ şeklinde ifade etmişlerdir. (Prof. Dr. Esat Çam- Siyaset Bilimine Giriş-İst: 1975. Sh:149)

Ayrıca siyaset ilmi, peygamberlerin insanlara öğrettikleri ilimlerin başında gelir. Genel anlamda siyaseti, “insanların maddi ve manevi saadetine vesile olması gereken hükümlerin uygulanması, yönetim tekniği” olarak da tarif etmek mümkündür.

Ahreti unutup dünyaya meyleden, adaleti hafife alan, iyilikleri (marufu) yasaklayan ve kötülüklerin (münkerin) yayılmasını arzu eden zalim politikacıların, fesadın yayılmasına ve zulme vesile olmalarına karşı yanlışa yanlış, doğruya doğru diyen hakkı, hukuku, adaleti savunan, doğruyu söyleyen siyasilerin olması vazgeçilmezdir. Günümüzdeki siyasilerin birçoğu İslâm’ın siyasete haiz tekliflerine rıza göstermeyip, İslâm’a kendi politik tercihlerini (şahsi kanaatlerini) yüklemeye çalışmaktadırlar. İşte burada “zalim hükümdar karşısında susan dilsiz şeytandır.” sözü devreye girmelidir. Gerçeklerin anlaşılması, savunulması ve toplumun huzur ve refahı açısından siyasetin ne kadar önemli olduğu görülmelidir.

Partiler demokratik hayatın vazgeçilmez temelleridir. Siyasetin temellerinde ülke devlet, millet yönetimi vardır. Devlet, millet için hayati ise, devlet yönetimi için de siyaset hayatidir. Devleti, milleti ve değerleri korumak için mücadele şarttır. İşte burada siyasetin önemi daha iyi ortaya çıkar. Bizim siyasi anlayışımız çıkar ilişkilerine ve sömürü sistemine dayanan siyaset değil toplum huzur ve refahını sağlamaya yönelik rahmani bir siyaset, yerli ve milli bir siyaset olmalıdır. Siyasi düşüncelerin örgütlenmesi gerekir ki sistem, düzen o anlayışa göre şekillensin, işlesin. Siyaset oy hesabıyla tasarlanan oy toplama simsarlığına dönüşmeden devleti ve milleti ileriye taşıyacak, mutlu edecek bir sistemi oluşturmakla görevlidir. Bu yüzden önemi kaçınılmazdır.

 

Siyasette İnsan ve Dava

Cemiyet halinde yaşayan insanoğlu; hayatının korunmasını, inandığı gibi yaşama imkânının sağlanmasını, neslinin ve malının muhafaza edilmesini arzu eden mükerrem ve mükemmel bir varlıktır. Cemiyet halinde yaşayan insanların itikadi, siyasi, hukuki, iktisadi ve ahlaki hükümlere ihtiyaçları vardır. Kaynağı farklı da olsa, bu hükümlerin insanlara belirli vazifeleri yüklendiğini söylemek mümkündür. Kur’an-ı Kerim’de “İnsan kendisinin başı-boş (emirsiz ve yasaksız) bırakılıvereceğini mi zannediyor?” (El Kıyame: 36) sualinin soruluşundan başıboşluğun mümkün olmadığının haber verildiği malûmdur. (İmam-ı Şafii- Er Risale-Kahire: 1979-2 bsm. Sh: 25 Madde:69)

Bizim toplum yönetimimiz, siyasetimiz, insan modelimiz ahlak ilkelerine sahip midir? Yaptıklarımıza bakarsak yalan, rüşvet, adam kayırma, hırsızlık, adaletsizlik, emaneti ehline vermeyiş bu ülkede varsa bunun ahlaki bir siyasetle, dinle, insanlıkla, dindarlıkla ilgisi olur mu? Şayet siyasette ahlak olmazsa toplumun hiçbir alanında da ahlak kalmaz… O halde siyasette insan faktörü ve idealizm önemlidir. İnsanların heba edilmediği, insan hayatının feda edilmediği, sorgulanan ilmi bir siyaset üretilmelidir.

Dava ve inanç insanındaki aranan özellik, başta inanmaktır. O, sadece kendi hayatını kurtaracak bir şeyle ilgilenmez, içinde yaşadığı toplumun ve insanlığın daha mutlu bir hayat tarzına kavuşması ile ilgilenir. Daha doğrusu inandığı, umut bağladığı şeyler; ‘toplumu ve çağı daha mutlu yarınlara doğru sevk etmek.’ Yapacakları devlet, millet, inanç ve idealleri içindir. Bir dava insanı, devletinin, milletinin bekası ve geleceğine inanarak hayatını tanzim eder, mücadele eder! Bu geleceği inşa edeceğine inandığı vasıtalara, yollara kuvvetli bir inanç ile bağlanır. Dava insanının çabasındaki amaç; toplumsal problemlerin halli için uyarıcı, çözüm üretici olmak, mutlu geleceğin habercisi, müjdecisi olmak gerçeğe, iyiye, doğruya, güzele çağırıcı olmaktır… Onun ilke ve hedefleri arasında; daimî bir değişim içinde bulunan dünyayı, dış çevreyi, rasyonel olarak değiştirme, yani mümkün olan en büyük ıslahatı gerçekleştirmektir. Kısaca o, bir aksiyon ve bir rehber insandır. Çünkü değişimin insan iradesine uygun olarak şekillenebilmesi ancak aksiyonla mümkündür. Dava ve ideal insanı bir geleceğin inşası insanıdır ve değişim amacı fertten genele doğrudur… O geçmişle geleceğin dünyası arasında bir köprüdür. O, daha mutlu bir toplum özleminin taşıyıcısı ve müjdecisidir.

Siyasetçi, önde olarak söylemlerinde yalan, riya olmadan, yaptığı siyaseti kendi ve bağlı bulunduğu siyasi yapının menfaati için değil, toplum ve insanlık menfaati için yapmalıdır. İnsanların onuruyla oynamayıp, insanlara tuzak kuranlardan olmamalı, gelecek kuşaklar için düşman oyunlarına karşı tedbirler alıp, binaya bir taş da o ilave etmelidir. Emanete hıyanetlik yapmamalı ve kamu görevi için teslim edilen şeyleri özel menfaatler için kullanmamalı, kamu görevinin onurlu bir sorumluluk ve aynı zamanda bir ateş olduğunu da unutmadan yetki alanları ve uygulamalarında adaletten ayrılmamalıdır. Özellikle kamu göreviyle ilgili beceriksizlik, hırsızlık, şahsi çıkar, aldatma, görmezlikten gelme, göz yumma, rant gibi şeylere itibar etmemeli, değişik kılıflar, kitabına uydurmalar ve mazeretler oluşturmamalıdır. Her şeyin geçici, sırada kendinin olduğunu, yapılanların bir gün önüne çıkacağını ve hesap vereceğini hiç unutmamalıdır!

Siyaset bir ibadet anlayışı ve ahlakıyla yapılırsa kıymetlidir. Siyasi gücü Firavunlaştırmaktan, Karunlaştırmaktan uzak durmalı, siyaset adına bir sürü yalanın ardına takılmamalı ve olmadık boş şeylerle millet meşgul edilmemeli, kandırılmamalıdır. Siyasette doğruluk, samimiyet ve ehliyet esas alınarak adaletle millete umut, güven verilmelidir.  Siyasetçi kendilerine verilen görevi, şahsi çıkarları için değil devlet ve millet için kullanmalıdır! Başta Allah’a, doğaya, çevreye, millete ve gelecek kuşaklara karşı sorumluluk bilincinde olmalıdır.

“İçinizde hakkı savunan bir topluluk olsun” (hadis) Bizim görevimiz iyilikle söylemek, kötülüklerden alıkoymak olmalıdır… İslam’da “kendini kurtaran kaptandır” zihniyeti yoktur. Hele hele “her koyun kendi bacağından asılır” zihniyeti hiç yoktur. İslam’ın kişiye özel olduğu gibi toplumsal özelliği de vardır. İslam kişiyle başlayarak toplumla doruğa çıkar. Fertlerin tek tek kurtuluşundan daha ziyade, toplumsal kurtuluşa değer verir. İşte bu nedenle İslam milletlerüstü, devletlerüstüdür, bütün dünya insanlarının dinidir.

Bugün yaşadıklarımızı, siyasi anlayışlarımızı yeniden değerlendirmek durumundayız. Yaşadıklarımızı anlamaya, görmeye çalışmalı, doğruyla yanlışı ayır etmeye çabalamalı, siyasetteki duruşumuzu ve yaşayışımızı sorgulamalıyız. Siyaset yönetiminin esası “Halka Hizmet”se ve temel ilke “Önce İnsan”sa o zaman “hiçbir atalet” asla kabul edilemez.

İnsanlar hep kolayı seçerler; ama farklı olanlar, idealist insanlar zora taliptirler. Siyasetçi günlük düşünür, devlet adamı ise yüz yıllık düşünür.

Her çaba muhteremdir. Alevi tutuşturan küçük odunlardır, Küçük bir beden büyük bir ruha yataklık edebilir. Herkes çapı ve gücü kadar sorumludur… Mücadelenin tamamen kazanılması gönüllerin fethedilmesidir, iradelerin etki altına alınmasıdır. O halde nihayette cihadımız, yani çaba ve gayretimiz Kur’an’ın mesajını insanlara Kur’an’ın ölçülerinde olduğu gibi duyurmak ve insanları buna davet etmektir. Tüm insanlığı barış ve kardeşliğe çıkaracak yol buradadır (İbrahim 14/1).

İslam dini sadece ibadetlere inhisar edilmiş; ahlaki ve sosyal boyutu adeta unutturulmuş, insanın özel hayatına hapsedilmiştir. Hâlbuki İslam bir hayat, kâinat modelidir. İslam’da cihat farzdır. Mücadelenin, cihadın; yeri, zamanı, yaşı olmaz. Her an, her yerde; ‘Yeryüzünden fitne fesat kalkıncaya ve din Allah’ın oluncaya kadar mücadele’ ile görevlendirildik. (Bakara/193). O halde siyaset de insanların, toplumların kurtuluş ve mutluluğuna vesile olması gerektiğinden farzdır! Bizler sadece ve sadece; doğruyu, Hakk’ı söylemek; dilsiz şeytan olmamak için mücadele edeceğiz, konuşacağız ki, bugün siyaset bu işin ilgi alanıdır. Zalim sultanın yanında gerçeği söylemenin en büyük cihat olduğunu biliyoruz. Emaneti ehline verecek, Hakk’ı ve sabrı tavsiye edeceğiz. İyiliği emreden, kötülükten sakındıran bir topluluk olarak görevlerimizi bu ölçüler içerisinde gerçekleştireceğiz. İşte bunları sadece söylemle değil uygulama alanına sokacak olan siyasettir. O bakımdan siyaset zarurettir.

Devlet, demokrasi ve tüm kurumlar esas olarak millete, insana hizmet etmek için vardırlar. Bu yüzden ancak bu amaca hizmet ederek yaşayabileceklerdir. Devlet ve siyasetin varlık sebebi millettir. O halde ‘Milleti yaşat ki devlet yaşasın.’ İşte bu işin uygulanma safhasında olan da yine siyasettir.

 

Siyaset Yapacakların Bilmesi Gerekenler

Teşhis koymadan tedavi olunamaz. Önce, Türk toplum yapısının tanınması, insanından vatanın her karışına kadar, toprağına kadar, bütün özellikleriyle milletinin, devletinin tanınması ve bilinmesi, ondan sonra ülke üzerinde hesap yapanların tanınması gerekir. Bir mücadelede Türkiye gerçeklerinin ilmi olarak bilinmesi esastır. İslam’ın ve İslam ülkelerinin önündeki engellerin bilinmesi gerekir. Dünya siyasetine karşı bizim de siyaset üretmemiz, ferasetli olmamız gerekir. Siyaset cihat ruhuyla yapılmalıdır! “Müminlerden, özür olmaksızın oturanlar ile Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihat edenler eşit değildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cihat edenleri oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır. Tümüne güzelliği (Cenneti) vaat etmiştir; ancak Allah, cihat edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır.” (Nisa/95)

Tebliğe, mücadeleye ara verilmez, mücadele bırakılamaz bu işten emekli olunmaz ve kaçınılamaz! De ki: “Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah’tan, O’nun Resul’ünden ve O’nun yolunda cihat etmekten daha sevimli ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez. (Tevbe/24)

Mukaddes, ulvi endişe nedir biliyor musunuz; Hz. Peygamberden sonra Ebubekir’in, Ömer’in o telaşı, sorumluluğu, gerekli tebliğ ve irşadın yapılması… Toplumun geleceği ve nasıl yönetileceği endişesi…  İşte fertlere, yöneticilere düşen de bugün budur. Türkiye’yi bölgeyi, İslam coğrafyasını düşünerek sırtımızda taşıdığınız sorumluğu, tebliğ görevini siyasi anlayışı iyi kavramalıyız. Şayet ilmi siyaset görevi yapılmazsa işte kızılca kıyamet o zaman kopar.

“Siyaseti öğretmezseniz hiçbir işinizi de doğru temele oturtamazsınız. Siyasetin olmadığı bir alan yoktur. Siyasetin usta çırak ilişkisiyle yani pratik öğrenme metoduyla öğrenilmesi lazım. Eylemin bize siyaseti öğretmesi lazım…” (A. Edibali, Bayrak sayı: 1282, s. 2)

Barışta da savaşta da en etkili güç siyasettir. O halde barışı ve savaşı yöneten güç siyasettir! Siyaseti olmayan bir topluluk ya da devlet düşünülemez. Düşüncelerin, fikirlerin yerleşmesini sağlayan, her türlü mücadelenin kazanılmasında etkin güç siyasettir.

“Nasılsak” onun sonuçlarıyla karşılaşacağımızı unutmamalıyız. Yaptıklarımızın sonucu olarak karşılaştığımız olumsuzluklara bahane bulmak için içerde, dışarıda gerekçeler aramaya kalkışılmamalı kendimizi, Kur’an’la sık sık kontrol etmeliyiz. (Şura 42/30) Kısacası her şeyin üzerinde bir gözcünün olduğunu (Ahzap 33/52) her an hatırlayarak çalışmalıyız…

 

Siyaset Nasıl Olmalı, Nasıl Bir Siyaset Yapılmalıdır?

Bu ülkenin sıkıntı ve problemlerinden başta sorumlu olan siyasettir. Siyaset insanı yıpratmak ve harcamaktan öte problemlere çözüm üretme merkezidir. Çünkü insanları yönlendirecek, yönetecek irade siyasete teslim edilmiştir. İyi bir siyasetçi önce dürüst bir insan ve iyi bir devlet adamı olmalıdır.

Selçuklu döneminde Melik Şah’ın veziri olan Nizamülmülk’ün meşhur kitabı ‘Siyasetname’de “Siyaset vuku muhtemel bir hadise karşısında tedbir alma sanatıdır. Hadise başa geldikten sonra tedbir aramaya kalkışmak ahmaklıktır” der. Yani; “devlet adamı sürprizle karşılaşmaz. Yangın çıktıktan sonra tedbir almak ahmakların işidir.” diyor. Bizim meselemiz kişilerle onunla, bununla ilgili değildir; milletimizin varlık ve beka davasıdır. Geleceğe yönelik, ‘Türkiye’nin muhteşem Türkiye olması’ sevdasıdır! Bunu gerçekleştirecek olan da siyasettir, devlettir. Onun için siyaset şeytani değil Rahmani yerli, milli kimlik ve ahlaki üslupla yapılmalıdır…

Ülkemiz demokratik, parlamenter sisteme göre yönetilen bir ülke olduğuna göre idare şekli ve işleyiş bakımından siyaset, parlamenter sistemin uygulama alanı, partiler de bu sistemin unsurları olduğuna göre bu saha boş bırakılamaz. Ülkeyi, toplumu değerler sistemine göre yönetecek siyasete ve siyasi kadrolara ihtiyaç olacaktır. Bu sahadaki ihmal bizleri başkalarının, yabancı merkezlerin yönetmesine sebep olabilir. O bakımından yerli ve milli siyasete ve kadrolara ihtiyaç vardır. Siyaset zarurettir; siyaset rahmani, İslami ve milli kimlikle yapılırsa, temel ilkelerini milli irade belirlerse bir anlam ifade eder. İnsanlara düşünmeyi, aklı kullanmayı, cihat ruhunu, her günü yeniden inşa etmeyi, ülkemizin ve İslam’ın içerisinde bulunduğu durumu ve hedefleriyle yeniden dirilişi, inkılâbı sağlayacak çalışmalar, çabalar siyaset içerisinde bir anlam ifade edecektir.

Ülkeyi, milleti felaketlerden koruyacak devletin bekasını sağlayacak iç barışı ve birliği oluşturacak olan siyasettir, siyasal yönetimdir. O halde siyaset ilmi olmalı. Siyasette ilim başarıyı getirir, problemleri çözer. İlmi siyaset, beşerî ilişkilerin öğrenildiği bir bilim dalıdır. Bu konuyu bir örnekle açıklayalım:

“Çok eski zamanlarda ülkeye nam salmış bir okul varmış. Bu okuldan mezun olmak çok zormuş. Bu okula bir genç girmiş, çok başarılı bir öğrenciymiş, okulu birincilikle bitirmiş. Hocaları demişler ki: “Sen çok başarılı bir öğrencisin fakat bizim ilmi siyaset diye bir dersimiz daha var bu dersi okumak, okumamak senin isteğine bağlı.” Öğrenci: “Hayır ben okulu bitirdim artık okumak istemiyorum.” diye ayrılmış okuldan. O zamanlar araç falan yok giderken karşısına bir köy çıkmış köye vardığında köylüler: “Hoş geldin.” yabancı diye köy odası denen bir yerde bir yatak vermişler. Genç gece orda kaldıktan sonra ertesi gün köylülerle birlikte camiye gitmiş. Camide imam anlatıyormuş. Şunu yapmazsanız yanarsınız. Bunu yaparsanız eliniz kesilir, bacağınız kesilir. Bizim genç, hocaya müdahale etmiş: “Hoca Efendi senin anlattıkların doğru değil, sen yalan konuşuyorsun.” demiş. Hoca bakmış köylünün gözünde itibar kaybedecek: “Ey cemaat bu aramıza nifak sokmak için gelmiş, bunun katli vaciptir.” diye köylüyü gence karşı kışkırtmış. Bizim genç zor kurtulmuş köylülerin elinden ve hemen oradan okuluna geri dönmüş.

Okulda hocaları genci karşılarında görünce: “Niye geldin?” diye sormuşlar. Genç: “İlmi siyaset dersi okumaya.” demiş. Hocaları: “Geleceğini biliyorduk ama bu kadar erken geleceğini tahmin etmemiştik.” demişler. Neyse bizim genç üç ay ilmi siyaset dersi okumuş okuldan ayrılmış. Tekrar aynı köye gitmiş. Tabii bu süre içinde sakal bırakmış, tipini değiştirmiş. Köyün girişinde köylülere ülkede çok ünlü olan okuldan mezun olduğunu söylemiş. Köyün ileri gelenleri hürmetle karşılamışlar, köyün en güzel evinde misafir etmişler. Ertesi gün köylülerle birlikte yine camiye gitmişler. Yine aynı hoca aynı şeylerden konuşuyor. Köylüler gence hocalarını nasıl bulduklarını sormuşlar. Genç: “Valla sizin hoca gibi hoca zor bulunur, ben diyorum ki sizin hocanın sakalından bir kıl koparan Cennete gider.” Demiş, bu laf üzerine köylülerin tamamı hocadan bir kıl koparmak için hocaya saldırmışlar. Hoca köylülerin altında eziliyorken, başını şöyle bir yukarı kaldırmış, bir de görsün… Gence: “Seni tanıdım, sen geçen günlerde buraya gelen kişisin, ama İlmi Siyaset okumuşsun.” demiş.

İlmi siyaset, aynı zamanda insani ve beşerî yönümüz olup, bizim birbirimizle toplumsal ilişkilerimizi düzenleme becerisi ve sanatıdır. İlmi siyaset, doğruyu kırmadan, dökmeden söylemektir. Bunu bir örnek kıssa ile belirtirsek;

Padişahın çok sevdiği doru atı varmış. ‘Atın iyisine doru, yiğidin hasına abdal derlermiş.’ Padişah bir gün tüm devlet erkânını toplamış ‘Kim bana çok sevdiğim atımın öldüğünü bildirirse kellesini uçmuş bilsin’ demiş. Gel zaman git zaman at ölmüş. Herkesi bir korku almış. Padişaha atın öldüğünü kim söyleyecek. “Sen söyle”, “Ben söyleyemem”, “Senin kelle gider benim kelle gider” derken, vezir-i azam, “Ben söylerim” demiş. “Etme, gitme kelle gidecek” derseler de, “ben söylerim, giderse benim kelle gitsin.” demiş. Padişahın huzuruna varmış. “Şevketli padişahım sizin doru at vardı ya”, Padişah; “Ne oldu, bir şey mi oldu?” Vezir; “Yok padişahım, yere yattı kalkmaz oldu, ayağını uzattı çekmez oldu, gözünü kapadı açmaz oldu, nefes aldı vermez oldu.” Padişah; “Desene öldü” demiş. Vezir; “Ben demedim padişahım siz dediniz.” demiş.

İşte espri, incelik burada… Vezir, tüm ölüm belirtilerini sayıyor ama öldü demiyor, onu karşı tarafa, padişaha söyletiyor. Bu da siyasetin bir ilim, beceri ve sanat işi olduğunu gösteriyor… İlmi siyaset sözün güzel bir şekilde söylenmesidir. Yunus’un dediği gibi;

“Söz ola kese savaşı/ Söz ola kestire başı/ Söz ola ağulu aşı/ yağ ile bal ede bir söz.”

İlmi siyaset muhatabın kapasitesini ve sözün ne kadarını söyleyeceğini bilmektir. İlmi siyaset herkese anladığı dilden konuşmaktır. Mevlana’nın dediği gibi: “Sen ne söylersen söyle, söylediğin, karşındakinin anladığı kadardır.” Siyasetin içinde olanlar; neyi, ne zaman, nerde, nasıl söyleyeceğini çok iyi bilmelidirler… Sonuçta; siyaset de bir ilim ve ehliyet işidir!

 

Mücadelenin Temel İlkeleri İçerisinde Siyaset Bir Zarurettir, Farzdır!..

Siz siyasi bir parti iseniz ‘her yerde her zaman’ siyaset konuşacaksınız. Çünkü siyaset ilmin dışında, ahlakın dışında olamaz o halde konuşacağız. Siyaset bir insanın, ailenin, bir toplumun bir ülkenin geleceği üzerinde fikir yürütmesi, doğru ve sağlam hedefler ortaya koyarak hareket etmesi ve sonuca varmasıdır. Siyaset aynı zamanda insanın cemiyetteki görevlerini, hareketlerini, herkese faydalı olmasını sağlayan sosyal bir görev ve terbiyedir. Kendine, ailesine, topluma, ülkesine, devletine, milletine karşı sorumluluklarıdır. O halde bizim görevimiz; toplumu değerleriyle yaşatmak, devleti devlet haline getirmektir. Siyaset ilimdir, toplumları yönlendiren harekete geçiren güçtür. İnsan da bu gücün elemanıdır. İnsan sorumluluk sahibi olmak zorundadır. İnsanın görevi “emri bil maruf nehyi anil münkerdir” (iyilikle emretmek kötülükten alıkoymak) O halde siyasette görev almak da zarurettir. Siyaset bunun dışında değildir. Rahmanidir hayırda, iyilikte faydalı olmada bir hizmettir, görevdir…

“Sizlerin en hayırlısı insanlara en çok hayrı dokunanızdır” (hadis). İnsanın, toplumun ve devletin yüceliş temelinde siyaset ilmi vardır. Bir problemden bahsediliyorsa çözüm önerilerinde de siyaset vardır. İlim sizde, fen sizde, teknoloji sizde olacaksa ve topluma yön verecekseniz bu siyasetle olacaktır. Dini, milli, birlik olacaksa bu yine siyasetle olacaktır. Bir eğitim politikasından, problem ve çözüm önerilerinden bahsediyorsanız bu siyasettir. Bir toplumun temel meselelerini irdeliyor, çözüm yolları düşünüyor ve sunuyorsanız bunu yapacak olan siyasettir. O halde düşünülen, yapılması gereken alanların esasında siyaset vardır! İnsanlığın, İslam dünyasının, ülkemizin karşılaştığı problemleri ve çözümleri ortaya koyacak olan ilmi siyasettir. İslam Medeniyetinden, İslam Rönesans’ından bahsediyorsanız, bunları gerçekleştirmek istiyorsanız bunun şartlarını ortaya koyduktan sonra gereğini yapmak siyasetin ilgi ve görev alanındadır.

Bugünkü siyasetimiz, ilmin irşadından mahrumdur. Türk Dünyası, İslam Dünyası ve insanlığın problemlerine çözüm üretecek fonksiyonlara kavuşturulması şarttır. Bunu yapacak olan devlet yönetimidir. Bu yönetimi oluşturacak olan da siyasetin kendisidir.         Allah, insanlara doğruyu ve yanlışı göstermiş ve insanları, tercihlerinde serbest bırakmıştır. Özgür irade ve sorumluluk vermiştir. Bu nedenle de insan seçimlerinden ve eylemlerinden sorumludur… Allah insanlara akletmeyi, düşünmeyi emrediyor. “Şüphesiz Allah katında canlının en şerlisi, aklını çalıştırmayan, (Gönül kulağı) sağır ve (Hakkı söyleyemeyen) dilsizlerdir” (Enfal /22). Akıllarını ve iradelerini kiraya veren insanlar ve milletler ister Müslüman olsunlar ister başka bir dine inansınlar; başkalarından buyruk almaya ve köle olmaya mahkûmdurlar. O halde yerlilik, millilik, özgürlük ve değerler siyasetle sağlanacaktır.

İslam’da olmayan, siyaset değil, günümüzde bir hastalık ve fanatiklik olarak yer etmiş olan particilik ve partizanlıktır! Günümüz siyasetinde biraz yalan, biraz hile, biraz haram katarak iktidar olunmanın mantığı olabilir mi? Siyaset; taassuba, hizipçiliğe, grupçuluğa değil hakka, hukuka, ilme dayanmalıdır. Peygamberimiz, kültürümüz siyaseti, daha doğrusu “ilmi siyaseti” emreder.

“Siyaset devlet ve milletin geleceği için önemlidir. Devlet işleyişine yön veren siyasettir. Her toplumun bir savunma sistemi olmalıdır. İnsanları dış düşmanlardan koruyacak, toplumun yok olmasına sebep olacak tehlikeleri yok edecek bir askeri gücün olması gerekiyor. Bunu da yine ancak devlet gerçekleştirebilir.” (Ayetullah Misbah / Kuran’da Hukuk ve Siyaset S.181)

Yorum Yapın

Navigate