FATİH SULTAN MEHMET’İN ADALETİ

‘BİZİM DAVAMIZ KURU BİR CİHANGİRLİK DAVASI DEĞİLDİR!..’

-“Biz toprakları değil, gönülleri fethetmeye geldik” (Fatih Sultan Mehmet Han)

-Büyük fetihleri ancak hak, hukuk, adalet toplumları -Fetih toplumları- ile birlikte adil yöneticiler gerçekleştirebilir-

Tarih Konuşuyor, Dedem Korkut Misali!..

(Perde geçişleri ışık söndürülerek, arka görsellerin tamamı önceden üst üste sahneye asılıp, sırası geçenler üstten alınarak veya görseller sahneye bilgisayarla aktarılarak uygulanabilir)

  1. PERDE

(Arka mekan: Zifiri gece karanlığı, gökyüzünde sadece hilal ve bir yıldız Türk bayrağındaki gibi parlamakta)

 

Tarih: 29 Mayıs 1453 sabaha karşı…

Pırıl pırıl bir Hadis aydınlattı gece karanlığını!..

“Kostantiniyye elbet fetholunacaktır;

O’nu fetheden komutan ne güzel komutandır, O’nu fetheden ordu ne güzel ordudur.” (1)

 

Müezzin: (Veya kasetten) Sabah ezanın okur. “Essalatü hayrün minen nevm”den sonraki kısmı biraz daha düşük sesle okur.

 

(Ezanın “essalatü hayrün minen nevm” kısmından hemen sonra)

Akşemseddin: Allah, Fetih suresinde şöyle buyurur:

“Bismillahirrrahmanirrahim”

“İnna fetahna leke fethan mübina (mubînen). Li yagfire lekallâhu mâ tekaddeme min zenbike ve mâ teahhare ve yutimme ni’metehu aleyke ve yehdiyeke sırâtan mustekîmâ(mustekîmen). Ve yansurekallâhu nasran azîzâ(azîzen).

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla”

“Doğrusu biz sana apaçık bir fethin/ istikbalin açtık yolunu.”

“Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlayacak ve sana olan nimetini tamamlayacak ve seni iletecek dosdoğru yola.”

“Ve Allah, şanlı/ eşsiz bir muzafferiyet verecek sana ve üstün kılacak seni.” (2)

 

  1. PERDE

(Arkada fonda Ayasofya camii görseli, önünde Sultan Mehmet, Akşemseddin, komutanları ve patrik)

Ortodoks Patriği 2. Athanasius: Sultanım, bunlar Ayasofya’nın anahtarları. Buyurunuz. Ayasofya bundan böyle sizin mülkünüz.

 

Fatih: Patrik Athanasius! Sana söylüyorum, senin yanındakiler de halkın da duysun. Bugünden itibaren artık benden korkmayın ve esir alınma korkusu yaşamayın. Ülkemde vatandaşımız olarak hürriyet içinde dininizi yaşayın!..

 

Patrik: Sağ olun sultanım. Allah ne muradınız varsa versin…

 

Fatih, komutanlarına dönerek)

Fatih: Bugünden itibaren bütün askerlerime ve ordumdaki her rütbedeki komutanlarıma tembih edilsin ki! Şehir halkına, kadınlara ve çocuklara karşı her türlü katl, esir alma veya düşmanca davranışta bulunmak yasaktır!..

 

Patrik: Sağ olun sultanım. Ne büyük bir af!.. Bu ne güzel bir lütuf!.. Allah, uzun ömürler versin, milletinize, devletinize…

 

  1. PERDE

Tarih: Fatih, Fetih’ten hemen sonra ilimde, fende, sanatta, mimarlıkta, hukukta, kültürde, medeniyette büyük bir rönesans hamlesine girişti. Fatih’in kendisi de Türk Milleti de kutsal, tarihi, barış misyonuyla yüklüydü.

 

Akşemseddin: Türk Milleti’nin kadim davası!: Dünyada zulmün, şirkin, fitnenin, puta taparlığın kökünü kazımaktır. Yer yüzüne, hak, hukuk, adalet, emniyet, hürriyet, huzur ve barışı hakim kılmaktır

 

Tarih: Aziz olan Allah, mü’minlere şöyle emreder:

“Yer yüzünde fitneden (şirkten, zulümden, baskıdan) eser kalmayıncaya kadar ve din de şunun bunun değil tamamen Allah’a ait oluncaya kadar onlarla savaşın…” (3)

 

Akşemseddin: Allah’ın Türk Milleti’ne yüklediği bir görev var! Yer yüzünde diktatörlüklere, zulüm düzenlerine son vermek. Fitneyi, fesadı, şirki, anarşiyi, terörü ortadan kaldırmak. Emniyeti, barışı tesis etmektir bu görev!

 

Tarih: Türk Milleti’nin asli görevi!: İnsana, yaratılışına uygun hür, özgür şahsiyetli insan olma imkanını sağlamaktır. Kula kulluğa, köleliğe son vermektir. Allah’ın emirlerine uygun olarak hakkın, hukukun, adaletin hakimiyetini sağlamaktır, Türk Milleti’nin görevi.

 

Akşemseddin: Ne diyordu, Osman Gazi, oğlu Orhan’a?

Bak, Orhan!.. Bizim davamız kuru bir cihangirlik davası değildir. Bizim davamız; Allah’ın bize görev olarak verdiği; hak, hukuk, adalet, hürriyet, emniyet, barış davasıdır…

 

Tarih: Mavi gök çökmedikçe, yağız yer delinmedikçe seni tarihi kutsal davandan kim vazgeçirebilir? Hakk davası, adalet davası, hukuk davası, hürriyet davası, hakimiyet davası, senin varlık sebebindir.

 

Akşemseddin: Adaletli olanların devleti “devlet-i ebed müddet”tir. Hakka, hukuka, adalete, liyakate uygun davrananın sırtı, iki cihanda yere gelmez!..

 

Tarih: Fatih, bunun için işe önce İstanbul’dan başladı. 1204 yılında Haçlı saldırıları, Haçlı işgali ve Haçlı zulmü sırasında yağmalanan, yakılıp, yıkılan ve tahrip edilen İstanbul’un imarı için kolları sıvadı. Hıristiyan Mimar Khristodoulos’u çağırdı. Han, hamam, darüşşifa, aş evi, kervansaray, cami, medrese ve üniversitenin yapımı için ferman buyurdu:

 

(Mimar: cebinde kalem, pergel; belinde T cetveli, çekiç; elinde bir tomar kağıt…)

Fatih: Beri gel, yaklaş ve iyi dinle Mimar Khristodoulos! Şu tepeye bak! Oraya güzel bir okul, tıbbiye, aş evi ve cami yaptırmak muradımdır. Bize öyle güzel, öyle estetik, öyle mükemmel bir külliye ve cami yap ki bu şehre yakışsın…

 

Khristodoulos: Emrin başım üstüne Sultanım!

 

Fatih: Bak Khristodoulos! Öyle bir eser yapasın ki onun güzelliğiyle bu güzel şehir daha da güzelleşsin. O yapı, bizim mührümüz olsun. Allah’ın yüce adı, Hz. Muhammed Mustafa’nın şanı kıyamete kadar orada dillensin. Karadeniz’den ve Marmara’dan, Anadolu’dan ve Balkanlar’dan gelip onu görenler; onunla sevinsin, mutlu olsun, içleri pür nur dolsun. Devletimiz, ebed müddet cihan devleti olsun! İstanbul dünyanın merkezi, başşehri olsun!..

 

Mimar Khristodoulos: Emriniz olur Sultanım! En kısa sürede emrinizi yerine getireceğim. Emrettiğiniz gibi size yakışır bir cami, okul ve külliye yapacağım…

(Sahnede kimse kalmaz)

 

Tarih: Mimar Khristodoulos hemen işe koyuldu. İnşaat kısa sürede, ilkokul, lise, tıp akademisi, üniversite, kütüphane, konukevi, aşevi, ticarethane, hamam ve camiden müteşekkil dört başı mamur tam bir külliye olarak yükselmeye başladı.

Mimar caminin kubbelerini koyarken malzemeler arasında bulunan uzun mermer sütunları kendi hesabına göre ölçüp biçti, üçer arşın keserek kısalttı.

Kubbeyi yerine koydu ve camiyi bitirdi ve cami ve külliyenin açılış günü geldi, çattı…

 

  1. PERDE

(Arkada fatih cami ve külliyesi görüntüsü, sahnede Fatih, Akşemseddin, mimar)

Tarih: Fatih Sultan Mehmet külliye ve camiye baktı, mimara döndü, camiye tekrar baktı. Camide bir tuhaflık vardı Fatih’in beklemediği bir tuhaflık…

Sütunları üçer arşın kesilip kısaltılan caminin kubbesi, Fatih’in istediği yükseklikte ve genişlikte değildi. Caminin bu basık halini gören Fatih, rahatsız oldu, şaşırdı, kızdı. Mimara dönerek hiddetle bağırdı…

 

Fatih: Bre Khristodoulos! Bu ne rezalet? Benim emrime niçin uyulmadı?

 

Mimar: Affedin Sultanım… Bağışlayın büyük imparatorum…

 

Fatih: Kes sesini bre hain! Neden sana verdiğim sütunları kestin, kısalttın? Kubbeyi niye basık yaptın? Hangi hakla?

 

Mimar: Lütfen dinleyin büyük İmparatorum! Lütfen…

 

Fatih: Cevap ver! Çabuk söyle ne söyleyeceksen!..

 

Mimar: Sultanım… İstanbul’da sık sık depremler olur. Binalar yıkılır. Ayasofya dahi şimdiye kadar depremlerle 3 kez yıkıldı. 4. kez yeniden yapıldı. Ben çok yüksek ve büyük bir kubbenin büyük bir depremde yıkılacağından korktum. Onun için sütunları 3’er arşın kestim. Sebep budur haşmetli imparatorum. Affınıza sığınırım…

 

Fatih: (Düşünceli bir tavır alır… Sessizdir…)

 

Tarih: Mimarın yüksek kubbe ilk depremde yıkılır cevabı Fatih’i tatmin etmedi. Fatih, ‘Mimar Hıristiyan olduğu için Ayasofya’ya gölge düşsün istemedi. Sütunları da bu nedenle kısalttı. Sütunlar kesilince de cami basık oldu.’ diye aklından geçirdi.

Bu düşüncelerle canı çok sıkıldı, öfkelendi, kendinden geçti. Siyaset makamının, hukuka, adalete ve yargı makamına müdahale edemeyeceği kuralını bir kenara attı.

 

(Fatih, hırçın ve sinirli bir görünüştedir. Yürürken el ve kol hareketleri ile tehditkar bir tavırla mimara döner)

Fatih: Tez elden eli kesile!..

 

(Yumuşak ve nazik bir ses tonuyla)

Akşemseddin: Sultanım, kararınızda acele etmeyiniz… Sakin bir zamanda, adaletle karar verilsin…

Allah, Kur’an-ı Kerim’de hepimizi şöyle uyarıyor sultanım: “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz. Bir kavme olan kininiz (düşmanlığınız), sizi adaletsizliğe sevketmesin. …” (4)

Sultanım, “Allah, emaneti ehline vermenizi, insanlar arasında adaletle hüküm vermenizi emreder” (5)

 

Tarih: Havan topunu icat eden, Anadolu Hisarı’nın karşısına Boğazkesen Rumeli Hisarını diken, atını denize süren Fatih. Gemileri dağlardan yürüten, 29 kez geçit vermeyen İstanbul surlarını delip geçen Fatih. Düşmanlara, zalimlere baş eğdiren Fatih. Emrini dinlemeyip, kendisine haber vermeden sütunu kesen ve camiyi basık yapan mimar için hiddetle ferman buyurdu:

 

Fatih: Mermer sütunlarımı kesen, camimi basık yapan el, tez elden kesile!..

 

Mimar: Affınıza sığınıyorum İmparatorum… Ben bunu art niyetle yapmadım… Ben cami büyük bir depremde yıkılır korkusuyla böyle yaptım… Ne olur affedin. İmparatorum ne olur affedin, affınıza sığınıyorum sultanım…

 

Fatih: Bak hele bak! Hem emrime aykırı hareket et, hem benden habersiz iş yap, şimdi de af dile!

Tez elden eli kesile!..

 

Khristodoulos: Ah!.. Yandım anam!.. Ahhhh, hıııı, hiiiii… Ahhhhh…

 

  1. PERDE

(Arka zeminde bir şifahane fotoğrafı. Sahnede hekim, mimarın kesilen eline dikiş atmakta, pasuman yapmakta, sargı sarmakta…)

Hekim: Şimdi madem olay anlattığın gibidir. Senin yapacağın bir şey var. Kadıya git durumu anlat. Sultan Mehmet hakkında dava aç…

 

Mimar: (Umutsuzca) Ben bir imparatordan nasıl şikayetçi olurum?

 

Hekim: Olursun olursun. Sen haklıysan hakkını da alırsın, korkma!..

Peygamberimiz Muhammed Mustafa, “Hak sahibinin söz hakkı vardır” (6) buyuruyor.

 

Mimar: İyi de o koskoca bir sultan…

 

Hekim: Git! Git diyorum sana. Türklerde haklı kimse güçlü odur! Biz, Allah’ın, “Allah için hakkı ayakta tutun ve adaletle şahitlik yapın” (7) emrine uyan temiz Müslümanlarız.

Peygamberimiz, adaletsizlik devletin kıyamet (yıkım) sebebidir demiştir. “… Kızım Fatma da olsa elini keserdim.” (8) buyurmuştur.

 

Mimar: Ama o bir Türk, o bir Müslüman, üstelik de bir imparator. Ben ise, zavallı, güçsüz bir Hıristiyan’ım…

 

Hekim: Olsun. Ne olursan ol. Kim olursan ol! Bizde adalet vardır. Sen, var git kadıya, durumu anlat…

Bak, bizim, ölmeden önce; “Kimin bende alacağı varsa gelip alsın ya da helal etsin. Rabbime tertemiz varmak isterim” (9) diyen bir Peygamberimiz var.

 

Tarih: Bütün bu duyduklarına rağmen padişahı kadıya şikayet işi ilk anda mimarın aklına yatmadı: Böyle bir şey olur muydu hiç? Mahkeme Fatih’i yargılayabilir miydi?

Fatih ki, İstanbul’u fetheden, fatihler fatihi, büyük mareşal!

Fatih ki; Türklerin hakanı, Müslümanların sultanı, Hıristiyanların kralı; üç taçlı imparator!

Fatih ki; Roma imparatorluğunun mirasçısı; Ortodoksların, Süryanilerin, Ermenilerin, Yahudilerin ve farklı mezheplerin, kavimlerin, toplulukların hamisi, koruyucusu; dünyaya hâkim egemen büyük Türk devletinin ulu hakanı.

Fatih ki; gece gündüz ilim-irfan peşinde koşan bir bilge, büyük İslam rönesancısı!..

Böyle mümtaz bir adam nasıl olur da şikayet edilebilir?

Onun hakkında nasıl dava açılabilir?

Haydi diyelim ki dava için başvurdu!

Fatih hakkında dava açılmasını hangi hakim kabul edebilir?

Fatih’i yargılamayı kim göze alabilir?

Mimar bu düşünceler içerisinde bocalayıp durdu…

 

  1. PERDE

İmam: Allah buyuruyor: “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kininiz sakın sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun. … Allah’a isyandan sakının.” (10)

 

Öğretmen: Allah emrediyor: “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun.” (11)

 

Müezzin: Hz. Peygamber buyuruyor ki: “Canımı kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki ya iyilikleri emreder ve kötülüklerden nehyedersiniz, ya da Allah yakın zamanda üzerinize bir azap gönderir.” (12)

 

Öğretmen: Peygamberimiz Hz. Muhammed diyor ki: “En büyük cihat zalim sultan karşısında hakkı söylemektir.” (13)

 

Tarih: Adil Ömer’e bakınız! Hz. Ömer, halifeliği döneminde hutbeye çıkar ve ‘Dinleyiniz ve itaat ediniz!’ diye söze başlar. Bir adam ayağa kalkarak, ‘Dinlemiyor ve itaat etmiyorum, önce şu sırtındaki elbisenin hesabının ver bakalım’ der.

Ömer, oğlu Abdullah’a döner, ‘Kalk Abdullah anlat’ deyince, Abdullah da ‘Bana düşen parçayı babama verdim o da kendisine bir elbise diktirdi’ der.

İşte üzerindeki elbiseden dolayı halk tarafından sorguya çekilen ve denetlenen bir devlet başkanı.

Ve işte üzerindeki bir ceketin hesabını veren bir halife, Hz. Ömer!..

 

Öğretmen: “Zaman, Hz. Ali’nin halifeliği dönemi. Bir Yahudi, Emir-el müminin, devlet başkanı Hz. Ali hakkında dava açtı. Hakim Hz. Ali’yi yargıladı ve Hz. Ali haklı olmasına rağmen gösterdiği şahit geçerli bulunmadığı için Yahudi haklı çıktı… Karar: Hz. Ali, Yahudi’nin haklarını tazmin edecek…”

 

İmam: Hak, hukuk ve adalet bir milletin millet olarak yaşamasını baş şartıdır. ‘Küfr ile olur ama zulm ile olmaz’ denmiştir. Toplumumuz bir hukuk toplumu, devletimiz bir hukuk devleti olmalıdır. Adalet, 7 gün 24 saat, her an her lahza hayatımızın bütün safhalarında yaşanmalıdır ki toplumsal barış, gelişme, ilerleme, büyüme olsun…

 

Hekim: Ne olursan ol. Kim olursan ol! Bizde adalet vardır. Sen, var git kadıya, durumu anlat…

Bak, bizim, ölmeden önce; “Kimin bende alacağı varsa gelip alsın ya da helal etsin. Rabbime tertemiz varmak isterim” (9) diyen bir Peygamberimiz var.

 

Tarih: Bu ayetleri, hadisleri, tarihi gerçekleri onlarca kez duyan mimarın kalbi umutla çarptı. Yerinden fırladı. Doğruca Kadı Hızır’a seğirtti. Fatih’i mahkemeye verip hakkını aramak için şikâyetçi oldu…

 

Kadı Hızır: Gel bakalım keşiş…

 

Mimar: Ben mimar Khristodoulos

 

Kadı Hızır: Hayırdır, derdin nedir?

 

Mimar: !?

 

Kadı Hızır: Ne diyeceksen de Khristodoulos

 

Mimar: (Kesik elini göstererek) Elim kesildi. Eve ekmek götüremiyorum…

 

Kadı Hızır: De hele!

 

Mimar: İmparator Mehmet’ten şikâyetçiyim. Beni elsiz bıraktı, perişan haldeyim…

 

Kadı Hızır: Tamam, tamam Khristodoulos. Sakin ol, korkma. Şikayetini kabul ediyorum. Bakalım kim haklı…

 

Mimar: Sağ olun efendim. Allah ne muradınız varsa versin. Çok teşekkür ederim…

 

Tarih: Kadı Hızır, mimarın açtığı davayı kabul etti. Fatih Türk devletinin başı olabilirdi, Osmanlı iktidarın en tepe noktasında, icranın en başında idi. Ama hukuken yargılama yetkisi yoktu. Bir vatandaşı cezalandırma yetkisi yoktu. Kadı Hızır, Fatih Sultan Mehmet’in muhakeme edilmesine karar verdi. Fatih ve mimara dava için davetiye çıkarıldı…

 

  1. PERDE

(Mahkeme salonu, Kadı Hızır kürsüde oturmakta.

 

Mübaşir: Müşteki Khristodoulos, sanık Mehmet

 

(Fatih ve mimar davet üzerine içeri girerler. Fatih, Kadı Hızır’a daha yakın bir yerde durur)

Kadı Hızır: Mehmet, sanık yerine lütfen!

 

(Fatih oturur)

Kadı Hızır: Sen de müşteki gibi ayağa kalk…

 

Tarih: Dava başladı. Mahkemede sanık Fatih ve müşteki mimar eşit şartlarda ayakta yargılandı. Mimar, cami, üniversite ve külliyenin yapımı işlerini tek tek anlattı. Elinin kesildiğini ve Fatih’ten şikayetçi olduğunu söyledi. Fatih de kendisini savundu.

Kadı Hızır tarihe altın harflerle geçecek kararını verdi ve açıkladı:

 

Kadı Hızır: Mehmet bu olayda suçludur. Kendisini yargı yerine koyarak bir adamın elini kestirmiştir. Oysa buna hakkı yoktur. Dolayısıyla kısasa kısas! Mehmet’in de elleri kesile!..

 

Tarih: Karar karşısında kısa bir şaşkınlık ve sessizlik yaşandı. Ardından söze ilk başlayan mimar oldu.

 

(Sevinç ve heyecandan ağlayarak ağlamaklı bir sesle)

Mimar: İnanamıyorum, inanamıyorum. Aman Allah’ım inanamıyorum. Bu bir rüya mı, yoksa gerçek mi? İnanamıyorum. Bir imparator nasıl suçlu ilan edilebilir? Bir hâkim hiç devlet başkanına suçlusun diyebilir mi? İnanamıyorum, bir imparator suçlu olsa bile hakim ellerinin kesilmesine karar verebilir mi? İmparatorun elleri kesilir mi hiç? Biz şimdiye kadar, Bizans’ta, Roma’da, Avrupa’da, Hıristiyan dünyasında böyle bir adaleti ne gördük ne de duyduk!.. Aman Allah’ım bu bir hayal, bu bir rüya! Bizde haksız güçlüler haklı zayıfları tepeler. İmparatorlar, krallar, kraliçeler ne derse o olur. Mahkemeler kralın kararına gerekçe uydurur. Halk kralın kölesidir…

Kadı hazretleri! Şimdi bu gördüklerim, bu duyduklarım gerçek mi? Yoksa hayal mi görüyorum. Rüyada mıyım ben?

 

Kadı Hızır: Evet, Khristodoulos gördüğünüz, duyduğunuz gerçek. Kararımız karar. Kendini yargı yerine koyan, sizin ellerinizi yargılamadan kestirenin elleri kesilecek! Padişah da olsa kısasa kısas!

 

Mimar: Kadı hazretleri, eğer kararınız bu ise ben şikayetimi geri alıyorum. İmparatorun ellerinin kesilmesine gönlüm razı olmaz. Allah sultanımızı başımızdan eksik etmesin. Lütfen imparatoru affedin! Ben davamdan vazgeçtim…

 

Kadı: Bu bir şartla mümkün Khristodoulos! Sizin rızanızla ve maddi tazminatla! Siz ölünceye kadar sizin ve bakmakla yükümlü olduğunuz eşiniz ve çocuklarınızın geçimini Mehmet kendi kesesinden sağlayacak! Her güne 10 akçe!..

 

Mimar: Ben seve seve can-ı gönülden kabul ediyorum, kadı hazretleri!..

 

Fatih: Hata, kusur bende. Şeriatin kestiği parmak acımaz. Yargıya saygım sonsuz. Allah’a şükürler olsun ki padişahını bile adaletle yarılayan bir yargı var! Ben de yargının kararına seve seve katılıyorum…

 

Tarih: İşte medeniyet! İşte hukuk! İşte adalet! İşte hukuk devleti! İşte hakim! İşte hukuk karşısında boynu kıldan ince devlet başkanı! İşte Kadı Hızır ve işte üç taçlı İmparator Fatih Sultan Mehmet Han!.. İşte tüm dinlerin, renklerin, dillerin ve milletlerin paratoneri, Türklerin hakanı, Müslümanların sultanı, Hıristiyan ve Yahudilerin imparatoru, dünya padişahı Fatih Sultan Mehmet Han!..

 

Akşemseddin: İşte, kendisine, Batılılar tarafından, ‘Allah’ın yeryüzündeki halifesi’, ‘Zulme karşı Allah’ın gazabı’, ‘Adil Türkler’ denilen, ‘savaş ve zafer tanrısının (!) emrinde olduğuna inanılan bir milletin tarihinden altın bir sayfa!

İşte, bizlere ve dertlerine çözüm arayan dünyaya altın bir ders!..

 

Tarih: Ey, Hz. Peygamber’in kutlu övgülerine mazhar olan,

Ey Haçlı saldırılarını asırlarca göğsünde eriten,

Ey, Haçlı sürülerinin Kudüs’ü, Mekke ve Medine’yi çiğnemesini engelleyen,

Ey, İslam’ın sancaktarı olmuş Cünudullah büyük Türk Milleti’nin bugün yaşayan kuşakları, nesilleri, evlatları,

Ey, insan hak ve hürriyetlerini iktidar diktatoryasına bırakmayan yiğitler!

Ey, hak, hukuk ve özgürlükleri sayısal çoğunluğa kurban vermeyen adalet savaşçıları…

 

Kadı Hızır: Saygıdeğer Hanımefendiler, Beyefendiler, Sevgili gençler, ‘Muhteşem Türkiye’ sevdalıları!

İşte sizin şanlı ecdadınız! Onlar İslam’ı sadece lafla değil, hayatının her sahasında uygulayarak yaşadı ve yaşattı. Ticarette, komşulukta, toplumsal hayatta, sanatta, siyasette, seferde, harp meydanlarında, adalette, hukukta… her an ve her yerde… Bu milleti yüzyıllardır büyük kılan, yıkılmaz kılan işte budur!..

Haydi, yeniden insanlığa rehberlik, önderlik yapmaya! Büyük olmak, önce kendinden başlar! Büyük olmak hak, hukuk ve adaletle başlar. Adaletin olduğu yerde, kardeşlik, birlik, huzur, barış, gelişme ve yücelme vardır, Milletler ve devletler adaletle yaşar, gelişir, büyür!.. Adaletin olmadığı yerde zulüm, göz yaşı ve kan vardır. Ve zulüm elbette yıkılmaya mahkumdur.

 

Tarih: Aziz Millet! Büyük Türk Milleti!

Büyük Türk Milleti’nin tarihi kutsal misyonuna, mirasına sahip çıkmak iradesindeki kahramanlar!..

Bu sözler sanadır! Bu sözleri işit, duy, uyan, uyandır ve yöneticileri de uyar!..

İyiliği, hayrı, güzeli teşvik et!

Yanlışlara adınla, gönlünle, dilinle ve elinle ortak olma! Karşı çık, engel ol!

Haydi, adaletli davranmaya! Adaletten taraf olmaya! Hukuksuzluğa karşı çıkmaya…

 

Kadı Hızır: Haydi, adaleti yaşamaya, yaşatmaya! Zulme karşı çıkmaya!

Haydi, yöneticilerimizi, devlet adamlarımızı ‘adaleti ayakta tutan’ adam olmaya çağırmaya!

Haydi, ‘zalim sultan karşısında hakkı söyleme’ye!

Haydi, yerlerde sürünen adaleti ayağa kaldırmaya!

Haydi, hukukun üstünlüğüne, yargı bağımsızlığına, demokratik hukuk devletine!

Haydi, İslam rönesansına!..

 

Tarih: Büyük Türk Milleti! Haydi tarih yapmaya! Tarih yazmaya!..

Sen 924’te Saltuk Buğra Han’la Balasağun’da; 1071’de Alpaslan’la Malazgirt’te, 1187’de Selahaddin Eyyübi ile Kudüs’te; 1299’da kara Osman’la Söğüt’te, 1453’te Sultan Mehmet’le İstanbul’da, 1526’da Sultan Süleyman’la Mohaç’ta, 1538’de Barbaros’la Preveze’de, Atatürk’le 1919’da Amasya, Sivas, Erzurum’da, 1921’de Ankara’da, 1922’de Kocatepe’de, Dumlupınar’da tarih yazdın.

Tarih yazan liderler çıkardın. Haydi, yeniden tarih yazmaya!..

Kan uykusundan uyan! Ayağa kalk! Ve tarihi, kutsal misyonla yüklü şanlı şerefli ‘Muhteşem Türkiye’ seferberliğine sen de katıl!..

 

Kadı Hızır: Haydi, zalimlere hainlere baş eğdiren; mazlumun zayıfın elinden tutup kaldıran, insanın ve milletin hizmetkarı, şefkatli müşfik, devlet gibi devlet ‘Muhteşem Türkiye’ye!..

Ötekileştirmeye, kutuplaştırmaya, kamplaştırmaya hayır!

Haydi, din, meşrep, mezhep, soy-sop, etnisite, fikir, düşünce ayrımı yapmadan; insan hak ve özgürlükleri kapsamında ayrımsız tüm vatandaşlarımıza, tüm insanlara adam gibi değer veren, adaletle kucaklayan devlete!

 

Tarih: Haydi, dünyayı kan, zulüm, işkence ve gözyaşına boğan güçlere ‘Dur! Yanlış yapıyorsun!’ demeye! Dünyada barış tesis etmeye!

Haydi, mutlu, müreffeh, zengin, özgür, şahsiyetli insanlar diyarına;

Haydi, hak, hukuk, adalet, birlik, kardeşlik ve barış yurduna;

Haydi, dünya barışının teminatı; çağlara egemen, güçlü, muktedir, ‘Muhteşem Türkiye’ye!

 

Fatih: Büyük Türk Milleti! Fatihlerin, şehitlerin, gazilerin, kahraman çocukları, torunları…

Büyük dedem Osman Gazi’nin, büyük dedem Orhan gaziye dediğini diyorum:

“Baka Orhan! Bizim davamız kuru bir cihangirlik davası değildir. İ’lâ-yı kelîmetullâh’tır. Allah’ın ismini yeryüzüne yayma davasıdır!..”

Büyük Türk Milleti’nin şerefli mirasçıları! Kahraman analar, babalar, gençler! Dualarımız sizlerle. İnanıyoruz ki şehitler, veliler, Peygamberler, Melekler sizinle. Ve en önemlisi: Allah sizinle!..

Kararınız hayırlı olsun! Ömrünüz bereketli, bahtınız açık olsun. Hedefiniz; Türk ve İslam aleminin mutluluğu, insanlığın kurtuluşu ve dünya barışı olsun.

Yeni Fetih yürüyüşünüz kutlu olsun!..

‘Muhteşem Türkiye’ seferberliğiniz zaferle taçlanacak, müjdeler olsun!

 

Ozan, Kişiler ve Seyirciler:

(Hep birlikte söylerler)

-Aziz millet aziz millet / Uyan artık geç oldu / Kıbrıs, Kudüs, Türkistan’ın / Düşmanlarınla doldu

-Fatihlerin torunları / Kurtaracak vatanı / Devletimiz kök salacak / Kuşatacak cihanı

-İntikamın, intikamın / Alınacak mutlaka / Tarih, millet şahit olsun / Yemin ettik Allah’a

-Bayrakları çekeceğiz / Sancakları dikeceğiz / Hak yolunda kurtuluşu / Ölüm olsa seçeceğiz

-Muhteşem hür bir Türkiye / Kurulacak mutlaka / Tarih, millet şahit olsun / Yemin ettik Allah’a

-Fatihlerin torunları / Kurtaracak vatanı / Devletimiz kök salacak / Kuşatacak cihanı

 

………………………………….

  1. Ahmed b. Hanbel, Taberânî’
  2. Fetih/ 48; 1-3
  3. Bakara/ 2; 193, Enfal/ 8: 39
  4. Maide/ 5; 8
  5. Nisa/ 4; 58
  6. Buhari
  7. Maide/ 5; 8
  8. Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai, İbni Mace
  9. Buhari
  10. Maide/ 5; 8
  11. Nisa/ 4; 135
  12. Tirmizi, Ebu Davud
  13. Nesai, Ebu Davud

 

KİŞİLER

1- Tarih (Dedem Korkut)

2- Müezzin

3- Fatih Sultan Mehmet

4- Patrik Atanasios

5- Mimar Khristodoulos

6- Akşemseddin

7- Hekim

8- Mübaşir

9- Kadı Hızır

10- Öğretmen

11- Ozan

Yorum Yapın

Navigate