İŞ GÜVENLİĞİ, GELECEK NESLİN TEMİNATIDIR

CELİL GÖRÜŞÜK, E. İş Güvenliği Müfettişi, A Grubu İş Güvenliği Uzmanı

Toplumların geleceği nesline vereceği eğitim ve kendine güvenle sağlanabilir. Özellikle ülkemizin en önemli kanayan yaralarından birisi haline gelen, iş kazaları ne yazık ki toplu katliam gibi ölümlerle güncelliğini koruyor. Aksi taktirde günlük kişisel ölüm, uzuv kaybı ve yaralanmalar kamuyu çok fazla ilgilendirmiyor. Ne var ki ateş düştüğü yeri yakıyor.

İş kazalarının kalıcı ve köklü çözümü hususunda, maalesef hala yeterli bir adım atılmış değildir. İş kazalarının siyasi, iktisadi, sosyolojik ve psikolojik boyutları ehil kişilerce değerlendirilirse, tercüme mevzuatlarla yeterli gelişimi ve değişimi sağlayamadığı göreceklerdir.

 

Çözüm Nedir?

Ülkemizin asırlık hastalığı olan iş kazalarını, ithal yasalarla çözmeye çalışmak, aczin bir ifadesidir. Çalışanların ve toplumun sosyo-psikolojik durumu, gelir düzeyi ve buna bağlı olarak refah seviyesi reel olarak değerlendirilerek yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Ancak bu çözümler de palyatif çözüm olacaktır.

İş kazalarında dünyada 3. veya 4. sırada, Avrupa da 1. sırada olduğumuz, yıllardır temcit pilavı gibi güncelleniyor. Çözüm nedir? Bu sıralamalarda yer almamızdan sonra, somut adım atılmış mıdır? Atılmış ise verileri nelerdir?

Her konuda olduğu gibi iş güvenliğine ilişkin mevzuatların uygulaması, hukukun üstünlüğü kavramı gibi, siyasi ve şahsi çıkarların üstünde tutulmalıdır. (1989 yılında mahalli seçimler arafesinde, tüm müfettişler Antalya Side’de toplantıya çağrılmış, seçim bitene kadar toplantılar devam etmiştir. Çünkü o tarihte cezalar ilk defa önemli derecede yükseltilmiştir. Açıklamaların yeterli olduğunu düşünüyorum.)

Seçim tarihlerine göre denetim uygulamaları şekillendirilirse, kendimizi ülkemizi kandırmaya, yetimler ve dullar ordusu kurmaya devam edeceğiz. Periyodik aralıklarla kan ve göz yaşı dökmekten, yas tutmaktan kurtulamayız.

Memleketimde yaşlıların söylediği bir söz var, emeklemeden yürünmez. İş güvenliği uygulamalarının göstermelik uygulamalardan kurtulmasını istiyorsak, kalıcı ve köklü çözüme ulaşmasını istiyorsak strateji belirlememiz gerekiyor.

Kısa ve uzun vadeli çözüm süreçleri belirlememiz gerekir.

 

Kalıcı Çözümler

Birincisi uzun soluklu köklü ve kalıcı tedbir olan eğitim yoluyla, ikincisi de kısa vadeli yasal ve etkin denetim yoluyla çözüm üretilebilir.

Birincisi uzun soluklu tabir ettiğimiz, köklü ve kalıcı çözümün kaçınılmaz kaynağı eğitim. Eğitimli çözümü 12 yıllık eğitimin başlangıç yaşından itibaren, okumayı ve yazmayı kolaylaştıracak, hafızalarda iz bırakacak usullerle sağlayabiliriz.

Bilimsel eğitimin en gözde ve güncel vasıtalarından birisi görsel eğitimdir. Çocukların hoşuna gidecek renkli baretlerle, gözlüklerle, maskelerle, kulaklıklarla, iş elbiselerle ve ayakkabılarla karikatürize ederek, görsel olarak çocukların dikkatini çekmek suretiyle hafızalarına ve şuuraltına yerleştirilmelidir. Keza sağlığa ilişkin olarak da, ilk yardım bilgileri de, ders kitaplarında basit uygulamalarla (kanamanın durdurulması, kalp masajları vb.) yer almalıdır.

İş kazalarının ve meslek hastalıklarının ikinci ve öncelikli çözüm yollarından bir diğeri, mevzuat yanında toplumun adeta yaşam biçimini yönlendiren, görsel yayın kuruluşlarında özellikle, program içerikleri “Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı” tarafında hazırlanan, yaşanmış kaza ve hastalılardan oluşturulan canlı iş kazaları görüntüleri ile, toplumsal hafızalarda ve şuuraltında iz bırakacak görüntüler yayınlamak suretiyle, iş kazası ve risklerinin buluşması sağlanmalıdır. Keza kısa metrajlı devlet teşvikli filmler hazırlatılıp, işyerlerine dağıtılmak ve iş güvenliği eğitimlerinde kullanılması sağlanabileceği gibi, sayısız rakamlara ulaşan TV’lerde zorunlu hale getirilebilir.

 

‘Ortalığı Karıştırma!..’

Belirtmiş olduğumuz bu bilgiler 1990 yılında, bakanlığın bir çağrısı üzerine geniş bir rapor haline getirmiştir. Yetkili amire çalışma arz edilince verilen cevap, kanaatimce bugün de güncelliğini koruduğunu düşünüyorum. Cevap “Ortalığı karıştırma” idi.

Cumhuriyet döneminde tek partili dönemden, çok partili döneme geçmiş olmamıza rağmen kurtulamadığımız, kronik meslek bir hastalığımız var. Siyasi çıkarların toplumsal beklentilerin üzerinde tutulmuş olmasıdır.

Bu hususta siyasetin, diyanetin ve tababetin çözümünün halkın diline düşmesine neden olmuştur. Bugün hangi köye, kasabaya giderseniz gidin küçümsediğim için söylemiyorum, (ben de köylüyüm) köylü hükümeti hem kurup, hem de yıkabilir. Köy kahvesinde ahbap sohbetlerinde hastalığının şifasına, kendi reçetesini yazabiliyor. (Yaşanmış misal: Çınar yaprağının Temmuz sonunda veya Ağustos başında yapraklar sulu iken toplayıp, gün görmeyen yerde kurutur, günde iki veya üç kez kaynatır suyunu içersen eklem yerlerindeki kireçlenmenin şifası olduğunu görürsün.) Camiden çıkan halk kendi fetvasını verebiliyor. Bunun tespiti yapan ecnebi bir gazetecidir.

 

Siyaset, Tababet ve Diyanet

Ecnebi bir gazeteci, İstanbul Atatürk Havalimanında uçak beklerken, tanıdığı Türk gazeteci ile karşılaşır. Konuşma arasında mösyö kaç aydır ülkemizin dört bir köşesini gezdiğini söyler. Türk gazeteci kanaatini sorar?

“Ülkenizde üç tane hastalık var, bu tedavi edilmedikçe huzura kavuşamazsınız.”

“Nedir?”

“Siyaset, tababet ve diyanet.”

“Peki ne gördün.”

Misal vermiş. Erzurum ili, Narman ilçesinin Uzundere köyüne gittim. Kahvehaneye oturdum. Yan masaya 3-4 tane yaşlı sakallı insan geldi. Kulak misafiri oldum, namaz, oruç ve zekat hakkında öyle fetvalar verdiler ki, merak ettim ve kahveciye sordum:

– Bu köy emekli imamlar köyü müdür?

– Hayır efendim, bunlar köyün zamanındaki hayvancıları ve çiftçileri.

Maraş’ın, Elbistan ilçesi Savur köyüne gitmiş, tarla kıyafeti ile gelen köylüler bir masaya oturmuş, çay içerlerken hükümetti kurmuşlar, yıkmışlar, ekonomiyi düze çıkarmışlar vb. Sohbetleri devam ederken kahveciyi çağırmış ve sormuş:

– Bu köylüler emekli milletvekili midir?

– Ne milletvekili, üzerlerini görmüyor musun toz toprak, çamur içinde çiftçi bunlar.

Antalya’nın Akseki İlçesi, Akkise köyüne gitmiş. Kahvehaneye girmiş, 3-4 ihtiyar adamın yanına oturmuş. Konuşmalarına kulak misafiri olmuş. Romatizmaya, belfıtığına, saç dökülmesi v.b. ne öyle ilaç tarifi vermişler ki, mösyönün ağzı açık kalmış. Kahveciye sormuş:

– Burası emekli sağlıkçıların köyü müdür?

– Bunların hepsi şu gördüğün dağlarda zamanında keçi çobanıydı, şimdi yaşlanınca, evden kahvehaneye, kahve haneden eve…

Evet ülkenizde söz konusu işini uzmanları, işin ehli olmadığı için her sorun halkın diline düşmüş. Sorunları çözecek yetkili kişiler ülkenizi yönetmediği sürece, huzura ve refaha kavuşmanız mümkün değildir.

Elin ecnebisi gelip teşhis ve tedaviyi söylüyor. Biz de birbirimizi suçlamaktan öteye gidemiyoruz.

İş dünyasına, çalışma barışını, huzurunu, düzenini ve güvenini getirmek için bir ecnebinin yorum yapmasına hiç gerek yoktur. Sorunları da çözüm yolunu da biliyoruz.

Diyoruz ki; iş kazalarının ve hastalıklarının bertaraf edilmesi için, kalıcı çözüm eğitimde, kabul edilir seviyeye getirilmesi mevzuatlarının etkin uygulanmasında, keza minimize edilmesi de toplumun bilgilendirilmesi, sanayicinni risk ve tehlike boyutuna göre kazasızlık ve hastalıksızlık başarısına göre, ödül ve teşvik marifetiyle değer verilmesinde. Çalışanları da benzeri ödüllerle aidiyet duygusu kazandırarak daha verimli ve güvenli çalışır hale getirilmesinde.

İş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenmesi, ülkemizin yetimler ve dullar ordusu olmasından kurtarılması, sanayilerdeki risk ve tehlikelerin korkulu rüyasından kurtarılması, ne yazık k, millet dostlarının iktidar olmasını bekliyor. Millet iktidarı, iş güvenliğini ve sağlığını korumakla, gelecek neslin güvencesini ve teminat altına alacaktır.

Yorum Yapın

Navigate