Planlama Yapmak Ya Da Babayiğit Aramak

Ahmet ATEŞ

Türkiye ilk “sanayi planını” 1933 yılında hazırlar. Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı’nın sunuş bölümünde Türkiye “bağımlı, geri kalmış, tarıma dayalı, sadece hammadde üreten” bir ülke olarak tanımlanmış ve ileri ülkeler seviyesine erişmek için bir silkinmeye ihtiyacı olduğu, silkinmenin yolunun ise kısa sürede sanayileşmekten geçtiği, bunun da ancak planlama ile gerçekleştirilebileceğine yer verilmiştir.

1933 sanayi planından sonra Türkiye, 1950-1960 yılları arasında plansız, programsız sürdürülemez bir büyüme süreci yaşar ve bu süreç sonrasında ekonominin plana bağlanması genel kabul görür ve bu düşünce 1961 Anayasasına girer.

1961 Anayasası’nda iktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmanın demokratik yollarla gerçekleştirmesi için “beş yıllık kalkınma planları”nın hazırlanması hükme bağlanır ve bu amaçla 30.09.1960 tarihinde Devlet Planlama Teşkilatı kurulur.

1963 yılından başlayarak ülkemizde tam dokuz beş yıllık kalkınma planı uygulamış olup, bugün için onuncu beş yıllık kalkınma planı uygulamadadır.

Görüldüğü gibi, ülkemizin sosyo-ekonomik olarak gelişmesi açısından planlı kalkınmanın gereği, daha altmışlı yıllarda fark edilmiş ve de Devlet Planlama Teşkilatı kurularak tam on ayrı beş yıllık kalkınma planı uygulamaya konulmuş, buna karşın Türkiye, 54 yıllık planlı kalkınma sürecinde geri kalmış bir ülke durumundan çıkarak ancak gelişmekte olan ülkeler sınıfına dahil olabilmiştir.

Yarım asrı aşan bir süreçte, ülkemizin ekonomik gelişme açısından kalkınma planlarında öngörülen hedeflere tam olarak ulaşamamış olmasında, beş yıllık kalkınma planlarının yetersizlikleri ile birlikte uygulamadaki başarısızlıkların öne çıktığı görülür.

Kalkınma planları, ilgili devlet kurumlarının gerek bireysel olarak gerekse diğer kurumlarla işbirliği ile gerçekleştirmeleri gereken hedeflerden oluşurken, kurumların hedeflerin yeterince farkında olmaması hedefler için gerekli alt ve üst yapıyı oluşturacak çalışmaları yapmamaları sonucu Türkiye her plan döneminde hedeflerin hep gerisinde kalmıştır.

“Acaba kamu kurumları plan hedeflerine ulaşma noktasında neden başarısız oldu?” şeklinde bir soru sorulacak olursa, kurumların dünden bugüne çiftlik gibi yönetiliyor olması gerçeği göze batacaktır. Zira bakanından genel müdürlerine, daire başkanlarına kadar neredeyse bütün yönetim kadroları ehliyet ve liyakatten yoksunlarla doludur, doldurulmaktadır.

 

Yirmi beş yıl süreyle Sanayi Bakanlığı’nda görev yapıp emekli olmuş biri olarak bu başıbozukluğun canlı tanığı oldum maalesef. Onlarca bakan, genel müdür ve daire başkanı ile çalışmış olmama karşın fazla değil, gerçek bir bakanla, genel müdürle veya bir daire başkanı ile çalıştım diyemiyorum. Çeyrek asır gibi bir uzunca süre içerisinde bir kuruma ehil bir yöneticinin dahi atanmamış olması ne garip!

Bakanlıkta 1983’te göreve başladım, iki yıl sonra 1985 yılı ortalarında hazırlan, Tunceli’ye gideceğiz dedi müdürüm. Olur, ama niçin dediğimde “Sanayi Potansiyeli Araştırması” için dedi. İki yıldır görev yapmama karşın ilk defa duyuyordum bu adı…

Sanayi potansiyeli de ne ola, nedir, nasıl hazırlanır diye sorduğumda, merak etme, dönünce sana bir örneğini vereceğim ona bakar, benzerini hazırlarsın dedi. Tunceli’den döndüğümüzde de on sayfalık bir teksiri elime tutuşturuverdi…

Hangi ilin raporuydu, şimdi hatırlamıyorum. İlin ismi yerine “Tunceli”, verileri yerine de Tunceli’nin verilerini koyarak hazırladım ilk raporumu.

O tarihlerde bu raporlar, teksirle çoğaltılıp illerde valiliklere, ticaret odalarına gönderiliyordu, sanayi yatırımı yapmayı düşünen girişimciler yararlansın diye. Düşünün, hiçbir şey bilmeyen biri tarafından bir başka rapor esas alınarak hazırlanmış bir rapora göre bir yatırımcı çıkıp, Sanayi Bakanlığı ilimize şu yatırımları uygun görmüş diyerek az veya çok bir sermaye koyarak bir yatırım yaptığını…

Daha sonra o raporları geliştirip, sosyo-ekonomik verilere dayalı daha gerçekçi hale getirdiysem de ne o raporlar hedef kitlelere ulaştı, ne de birileri çıkıp o raporlara bakıp da ilime ben şu yatırımı yapayım diye yatırım yapmaya kalkıştı.

Bu şekilde beyhude yere çabalarken gördüm ki ne elimizde Türk sanayi ile ilgili sağlıklı veriler var, ne de sanayinin gelişmesi için hazırlanmış planlar. Bir veri tabanının oluşturulması ve sanayi planlarının Sanayi Bakanlığı tarafından yapılması, ayrıca sanayi desteklerinin de Hazine Müsteşarlığı yerine Sanayi Bakanlığı’nca verilmesi için projeler geliştirdim.

O günün Bakanı tarafından “Türkiye’de bir ilk! Sanayi veri tabanı hazırlıyoruz” diye bolca reklamı yapılan bu projeler, kısa bir süre sonra maalesef çöpe gitti. Sanayimizi planlayabilseydik, belki kendi arabamızı yapmış ve yerli uçağımızı da geliştiriyor olabilirdik. Ne diyeyim, bu ülkeyi bu hale getirenler utansın, tabii utanmayı biliyorlarsa…

Yorum Yapın

Navigate