SİYASETTE  CEVABI “EVET” OLAN HAYATİ SORULAR!

YIL 1974. Kıbrıs’a çıktık mı? ABD ambargo uyguluyor muydu? Resmen kolumuzu büküyor muydu?  Kaddafi yardımımıza yetişti mi? Karşılıksız uçak benzini, uçak lastiği, mühimmat verdi mi? Depolarım sizindir, istediğiniz kadar alın” dedi mi?

Yıl 1976. MTA’ya ait Hora isimli gemimiz, itilaflı sularda petrol aramak üzere denize açıldı mı? Tarihi rest çektik mi?  “Yunanistan müdahale etmeye kalkarsa, vururuz” dedik mi? Teknolojimiz yetersizdi ama Ege ve Akdeniz sularımızda petrol olduğunu biliyor muyduk? Rauf Denktaş açık açık anlatıyor muydu?

“Amerikalı petrol şirketi bana geldi, rezerv tespit ettiklerini, buna talip olduklarını söylediler, çıkarılacak petrolden yüzde 50 pay vereceklerini söylediler, ben Türkiye’yle anlaşmamız olduğunu, Ankara’yla konuşmam gerektiğini söyledim, bu cevabı hiç sevmediler,  Ankara lafını duyunca gittiler, bir daha gelmediler” diyor muydu? Uluslararası petrol şirketlerinin ikna çalışmalarına karşı Denktaş,  Milli kahramanımız “Türkiye olmadan cennete bile girmem” diyor muydu?

Yıl 1979. Amerikalı petrol şirketleri Rum yönetimi lideri Kipriyanu, yanına Mısır’ı da alarak, petrol arama macerasına girişmek istedi mi? Denktaş lafı hiç eğip bükmeden “bu bir savaş nedeni olur” dedi mi?                                                                                                                                                                                Birleşmiş Milletler devreye girdi mi? Ankara’ya heyet göndererek, kararlılığımızı “test” ettiler mi?  Şakamız olmadığından emin oldular mı? Rum kesimi geri adım attı mı? Tek taraflı olarak petrol arama sevdasından vazgeçtiler mi?

Yıl 2002. Akp iktidara getirildi mi?

Yıl 2004. Kıbrıs’ta “yes be annem” referandumu yapıldı mı? Akp bütün gücüyle “evet” denmesi için çalıştı mı? Akp yandaşı Tüsiad, Müsiad, Tügiad, Tesev, Tim, Tisk, Türsab, Tzob, Tobb Kıbrıs halkının “evet” demesi için çağrıda bulundular mı?

Gazetelere sayfa sayfa ilanlar verdiler mi?

Milli kahramanımız Rauf Denktaş’a yandaş medyada hakaretler yağdırılıyor muydu? KKTC’nin ayak bağı olduğu yazılıyor muydu? Gençlerin önündeki engel olduğu yazılıyor muydu? “çekil artık” deniyor muydu? “istifa et” deniyor muydu? Avrupa Birliği ve ABD yönetimleri “evet” denilmesini istiyor muydu?

“Rumlar hayır dese bile Türk tarafını Avrupa Birliği’ne alacağız, siz yeter ki evet deyin, ambargoyu hemen kaldıracağız” diyorlar mıydı?                                                                                                              Serdar Denktaş çırpınarak uyarıyor muydu? “Avrupa Birliği’nin ve ABD’nin gözü petrol yataklarımızda” diyor muydu? “Sahip olduğumuz petrol, topraklarımızda değil, karasularımızda” diyor muydu? “Avrupa Birliği ve ABD, Kıbrıs adasının tümünü Avrupa Birliği’ne almak suretiyle Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz rezervlerimizi kontrol altına almaya çalışıyor” diyor muydu? “Bu yüzden Annan Planı’nı imzalatmak istiyorlar, bu yüzden yes dedirtmek istiyorlar, faaliyetlerine uluslararası hukuk kılıfı uydurarak bizi ve Türkiye’yi rezervlerin uzağında tutmak istiyorlar” diyor muydu?  Tüm uyarılara rağmen Akp“Evet” deyin!  diye bastırıyor muydu?

 

Sandığa gidildi mi? Türk tarafı, KKTC’nin kepenklerinin kapatılmasına, Rumlarla birleşilmesine yüzde 65 oranında “evet” dedi mi?                                                                                                                                 Rum tarafı yüzde 75 oranında “hayır” dedi mi?

Referandumdan sadece bir hafta sonra… Rum kesimi hayır demesine rağmen, Avrupa Birliği üyesi yapıldı mı? Türk tarafı evet demesine rağmen, ayazda kaldı mı, ambargo bile devam etti mi?                                                                                                                                                                                            Rum tarafı, Türkiye’nin AB üyeliğini veto etme hakkını bile aldı mı?                                                             Denktaş’ı adeta sırtından hançerleyen Türkiye… Rum tarafına, rüyasında bile göremeyeceği tavizleri hediye etmiş oldu  mu?

Yıl 2004. Kıbrıs Rum Kesimi, AB üyesi olur olmaz, Mısır’la masaya oturdu mu? Doğu Akdeniz’de petrol ve doğalgaz arama anlaşması imzaladı mı?

Yıl 2007. Suriye ve Lübnan’la anlaşma imzaladı mı?

Yıl 2010. İsrail’le anlaşma imzaladı mı? Şakır şakır arama faaliyetlerine başladı mı?

Yıl 2010. “Fatih camisi bombalanacaktı” yalanıyla, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne “balyoz” vuruldu mu? Ergenekon, Balyoz, Casusluk iftiralarıyla, mermi bile sıkmadan Türk Silahlı Kuvvetleri esir alındı mı?                                                                                                                                                                            En büyük darbeyi de Deniz Kuvvetlerimiz yedi mi?

ABD, AB, İsrail, Yunanistan, Rum Kesimi, Mısır, Doğu Akdeniz’i parsellerken… Doğu Akdeniz’deki haklarımızı koruyacak olan Donanmamız imha edildi mi? Deniz kuvvetleri komutanları, kuzey deniz saha, güney deniz saha, denizaltı filo komutanları, harp filo komutanları, Milgem’i Milgem yapan mühendis-subaylar, tersane komutanları, deniz üsleri komutanları, çıkarma gemileri, mayın gemileri komutanları, hepsi içeri tıkıldı mı?

Sayın Akp hükümetimiz mutluluktan uçuyor muydu?

“Monşerler” filan diye aşağılanarak, dışişlerimiz imha edildi mi? Tecrübeli diplomatlarımızın yerine, fetocular monte edildi mi?

Dışişleri’ndeyken Kıbrıs Özel Sorumlusu olarak görev yapan Onur Öymen gibi duayen diplomatlarımız, özel hedef haline getirildi mi?

Çeşitli maşalar kullanılarak, siyasetin dışına itildi mi?

Yıl 2011. Arap Baharı ayaklarıyla Libya’da iç savaş çıkartıldı mı? Bilahare, NATO, Kaddafi’ye saldırdı mı? Hükümetimiz, en zor zamanımızda yanımızda olan Kaddafi’yi sırtından hançerledi mi? NATO Libya’yı güzel güzel vursun diye, İzmir’i Libya harekatının karargahı yaptılar mı? Savaş gemilerimizi gönderip, harekata bizzat katıldılar mı?

Kaddafi’yi devirsinler diye, köktendinci muhaliflere 300 milyon dolar yardım parası gönderdiler mi? Kaddafi öldürüldü mü? Amerikan yönetimi, Kaddafi’den doğan boşluğa, mareşal Hafter gibi Amerikan kuklalarını monte etti mi?

Yıl 2011. Libya’da bunlar olurken, hükümetimiz Kaddafi’nin ortadan kaldırılmasına yardımcı olurken… Yunanistan İyon Denizi ve Girit adasının güneyindeki 39 bin kilometrekarelik deniz alanını, Libya’ya ait olmasına rağmen, kendi lehine sismik araştırma sahası ilan etti mi? Yunanistan’ın oldubittiyle gasp ettiği bu alan, aynı zamanda, Türk kıta sahanlığıyla çakışıyor muydu?

Yani, Yunanistan sadece Libya’nın değil, Türkiye’nin haklarına da oturmaya kalkıyor muydu? Bizim sınırlarımıza da yayılıyor muydu? Türkiye gıkını bile çıkarmadı mı? İtiraz edemedi mi?

Yıl 2014. Yunanistan baktı ki, Türkiye’nin çıtı çıkmıyor, bir adım daha attı mı? Kendisine ait olmayan söz konusu alanları -gene oldubittiyle- kendi adına tescil ettirmeye başladı mı? Petrol ve doğalgaz araştırma-işletme ihaleleri açtı mı? Anlaşmalar imzaladı mı?

Yıl 2015. Yunanistan, Ege ve Akdeniz sahillerimizde 16 adamızı işgal etti mi? Egaydaak adı verilen, egemenliği devredilmemiş ada, kaya ve kayacıklar’a resmen oturdu mu? Bayrağını dikti mi? Asker yerleştirdi mi? Hükümetimiz göz yumdu mu? Sessiz kaldı mı?  Kıbrıs için savaşan, Kardak için savaşı göze alan Türkiye, sus pus oldu mu?

Yunan cumhurbaşkanı, genelkurmay başkanı, kuvvet komutanları, bakanlar, bu işgal edilen adaları ziyaret etti mi? Poz verdiler, alay ettiler mi? Kilise bile inşa ettiler mi?

Yıl 2019. Rusya’dan aldığımız S400 füzesi bağlamında, Doğu Akdeniz üzerinden güya Yunanistan’la restleşiyorduk ki, şak… Libya’daki Amerikan kuklası mareşal Hafter’e bağlı Libya Ulusal Ordusu, Türkiye’ye ait insansız hava aracını düşürdü mü?

Türk gemilerini “düşman hedefi” sayacaklarını, Libya karasularına yaklaşan Türk gemilerini “hedef” alacaklarını açıkladı mı? Durup dururken savaş çığlığı attı mı?

Hemen ardından, Tanzanya bandıralı bir gemide çalışan altı Türk vatandaşını tutukladı mı? Yani… Amerikan çıkarlarını korumak için Libya’da bekçilik yapan kukla mareşal, devreye girdi mi? Amerikan petrol şirketleri ve Yunanistan lehine, vekalet savaşçısı olarak tetikçilik yapacağını beyan etmiş oldu mu? Koskoca denizin ortasında,  KKTC topraklarına Suriye füzesi düştü mü?

Yıllarca milli ve manevi değerlerimizi istismar edip milletin asıl temsilcisi, kahraman, asrın lideri olarak tanıtılan liderler eliyle içerde ve dışarda yanlış siyasi, ekonomik, kültürel …. Politikalar izlendi mi? Bu liderler, istiklal ve bağımsızlığımızın özellikle ekonomik bağımsızlığımızın teminatı olan üretime yönelik fabrikalarımızı özelleştirme adı altında birer sattı mı? Ülkemizi her geçen gün daha çok dışa bağımlı hale getirdi mi?

Siyasiler, sürekli milleti ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı bir politika izledi mi? Çözüm makamında bulunan iktidarlar ve muhalefet milletin varlık ve bekası için önemli sorunların çözümünde uzlaşmayıp aciz kaldı mı? …..

BUNLAR YAŞANIRKEN;

Hak ve doğru davaya samimiyetle bağlanmak, sebat etmek, gayret göstermek büyük bir kahramanlık mı? Bu kahramanlığı gösterenlerden biri de Yeniden Milli Mücadelecilerin ağabeyi ve hocası Millet Partisi Genel Başkanı Bilge İnsan Aykut Edibali mi?.

Edibali 1970’den itibaren milletin yanlış yönlendirilmesine karşı çıktı mı? “ Davamız Türk Milletinin Varlık ve Beka Davasıdır.” diyerek “Milletim uyan!” çağrısında bulundu mu? Milletin birliği, vatanın bütünlüğünün korunması, halkın barış ve huzur içinde yaşaması için büyük bir mücadele verdi mi?

Arkadaşlarını yetiştirmek ve ülke sorunlarına sürekli çözümler üretmek için mübalağasız binlerce kitap inceledi mi? Çalışmalarını Yeniden Milli Mücadele, Pınar, Gerçek ve Bayrak dergileri ekseni etrafında gerçekleştirdi mi? Hem insan yetiştirdi hem de zamanın ülke sorunlarına çözümler üretti mi?                                                                                                                                                                                           1970 Yılında, Milli Mücadelede Kadroların Vazifeleri-Milli Mücadelenin Stratejisi – İlmi Sağ – İnkılap  İlmi,  1972’d   Kominist İhtilale Karşı Tedbirler,  1974’de Kıbrıs Politikamız Ne Olmalıdır, 1979’da Sosyal Sistemlerin Temelleri, 1991’ de Milli Siyasetin Meseleleri ve Birlik  Davamız, 2000-2006 Kur’an’ın Aksiyon Öğretisi, 2011 Milli Birlik ve Doğu Meselemizin Çözüm Esasları, 2017 Büyük Değişim Stratejisi “MİLLET DAVASI” gibi yazdığı önemli eserler ve binlerce makalelerle ülke sorunlarının çözümü için önerilerde bulundu mu?

Her türlü gelişme ve başarının ancak milletin birliğinin sağlanmasıyla mümkün olacağına inanan  Edibali’nin birlik çağrıları 1973’de “Milli Partiler Arası İttifak” çağrısıyla başladı mı? Birliğin sağlanması için ekibiyle birlikte büyük çaba sarf etti mi? İnsanların nefisleri, mevki ve makam hırsları arzu edilen birliğin sağlanmasına engel oldu mu?

Edibali 1986’da “ Birlik Davası Hakk’ın Emri, Halkın Arzusudur.” ” Tüm Partileri Milli Dayanışma ve İşbirliğine Çağırıyoruz.” diyerek tarihi bir çağrı daha yaptı mı? “Devlet, millet ve vatan için kucaklaşalım” dedi mi?

Aykut Edibali, yeni Türk asrını birlikte hazırlamanın, dayanışma ve iş birliğinin, karşılıklı saygı ve ortak politikalar belirlemenin şartlarını ve yollarını ortaya koydu mu? Rahmetli Necmettin Erbakan ile rahmetli Alpaslan Türkeş’in bir araya gelmesini, 1991 seçimlerinde birlikte hareket etmesini sağladı mı?

Edibali ve ekibi yılmadan samimi birlik çağrılarına ve çalışmalarına devam etti mi?  Bütün partilere çağrı yaptı mı? Bütün partilerin düşmüş olduğu hata particilik putudur. “ Gelin, kendimize davet edip durmayalım. Bu insanları kişilikten uzaklaştırır, insanı şirke düşürür. Kendimize değil Allah’a davet edelim.  Biz ne Edibali’nin yoluna, ne Tayib’in yoluna, ne Bahçeli’nin yoluna, ne Kılıçtaroğlu’nun yoluna, ne de başkalarının yoluna çağırıyoruz. Biz Hakkın yoluna çağırıyoruz. Millet Partisi bir çağrı, bir tebliğ görevi yapıyor dedi mi?

Ülkenin yönetimi için faziletli ihtisaslı her şeyin ehli insanlar var. Biz yönetimi ehil insanlara bırakacağız. Bize göre Türkiye’nin bütün dertlerinin devası bellidir. Adı da İslam’dır. Ehil insanlarla gerçekleştirilecek İslam Rönesansıdır.” uyarısında bulundu mu?

2007’de Millet Partisi, birlik çağrısını bir kez daha yenileyerek “Milli Demokratik ve Çağdaş Partiler Daimi Konseyi Temel Mutabakatı”nı önerdi mi?  Partiler kısır particilik zihniyetiyle bu çağrıya kulaklarını tıkadılar mı? Millet Partisinin tanınmaması için her türlü engeli çıkardılar mı?

Edibali, 2016’de Milletin birliğini, vatanın bütünlüğünü tehdit eden terör olayları ve iç savaş tehlikesine karşı acilen “Milli Dayanışma Platformu” oluşturalım platformda belirecek iradeye yol verelim dedi mi?

Yıl 2017. Edibali, iç ve dış tehditle karşı çözüm; “Milli Siyasettir”. Milli siyasetin temeli de samimiyettir.” uyarısında bulundu mu?

Bu uyarıdan sonra Millet Partisini 23 Haziran 2019 seçimlerine sokmayıp partinin adını ittifak adı yaptılar mı? Tüm değerlerimizi istismar ettikleri gibi Edibali’nin ortaya koyduğu değerleri, ittifak ve birlik çağrılarını da istismar ettiler mi? Umut olmaktan çıkardılar mı?

Partiler söylemlerinde samimi olsalardı milletin birliği,  vatanın bütünlüğü, sorunlarımızın çözümü için Edibali’nin milli irade, milli siyaset “Muhteşem Türkiye” yi birlikte kuralım çağrısına kulak vermezler miydi?

Birbirimizden, mensubu bulunduğumuz siyasi partilerden, vekillerimizden bu çağrıya kulak vermelerini istemek tüm vatandaşlarımızın görevi değil mi? Bu çağrıyla belirlenen ortak çatı altında toplanmamız gerekmez mi?

Gerçekleri kabul edip sorulara evet diyorsak ne bekliyoruz?..  Unutmamamız gereken bir gerçek de şudur. ”İştirak etmediğimiz, çilesine katlanmadığımız bir kurtuluş mümkün değildir.

 

 


 

 

Yorum Yapın

Navigate