Akdeniz’deki Güç Savaşı

Doğu Akdeniz’de Yeni Oyunlar

23 Kasım günü Türk bandıralı bir ticaret gemisi Doğu Akdeniz’de durduruldu. Gıda ve boya taşıyan sivil gemi uluslararası hukuka aykırı bir şekilde saatlerce arandı.

Gerçekleştirilen hukuksuz, aşağılayıcı ve maksatlı eyleme dayanak olarak “IRINI” mekanizması gösteriliyor. “IRINI” olarak adlandırılan bir askeri denetim mekanizmasını Türkiye tanımamaktadır. Avrupa Birliği, bu mekanizmayı, tek taraflı olarak BM’nin Libya’ya uyguladığı silah ambargosunu denetlemek üzere oluşturmuştur.

Baskının yılan hikayesini andıran yetki sıralaması da işin garabetini ortaya koymaya yetiyor. Türk gemisine yapılan baskını bir Alman savaş gemisi gerçekleştiriyor. Savaş gemisi, Yunan komutanın sevk ve idaresinde. Komutan; itibarsızlaştırma, göz dağı verme operasyonunu İtalyan komuta üssünden alınan yetki ile gerçekleştiriyor. Bu uluslararası komployu uzmanlar yeni bir “Askerimizin başına çuval geçirme”, “Süleyman Şah Türbesini kaçırma” vakası olarak değerlendiriyor. Peki ama neden AB ile bu noktadayız?

Türk milletinin hafızasından hiç silinmemesi gereken bu elim olay alelade bir yanlış anlaşılma hadisesi değildir. Türkiye, Kore Savaşı gibi büyük bedeller ödeyerek dahil olduğu NATO’daki şehit kanları ile kazanılan haklarını asla heder etmemeli. Ancak AB ile olan ilişkilerimizi de adil, eşit ve Türk milletinin âli menfaatlerine uygun olarak ilerlemesini temin etmek zorundadır. Çünkü AB toprakları olarak kabul edilen coğrafyada, özellikle de Doğu Avrupa’da milyonlarca Müslüman Türk halen yabancı ülkelerin idaresi altındadır. Yunanistan, Bulgaristan, Romanya  yönetimlerinin yakın tarihte Türk milletine uyguladığı zulüm, daha dün Sırpların Müslümanlara Avrupa’nın göbeğinde uyguladığı katliamlar Batı’nın ne denli gaddar ve çifte standart uygulamaya meyyal olduğunu ortaya koymaya yeter.

Yukarıda bahsettiğimiz olay esasında nettir. Avrupa Birliği, bilinen bir Türk deniz taşımacılığı şirketinin kargo gemisine“Libya’ya silah götürdüğü şüphesiyle” askeri operasyon düzenlemiştir. Bu bir önleyici güvenlik operasyonu değil, meydan okumadır. Meselenin Doğu Akdeniz’deki karbon kaynaklarının kullanımı, yani “sondaj gemileri” meselesinden daha da derin olduğu görülmelidir.  Mesele, özü itibariyle kışkırtılmış bir nefretin hakimiyet savaşına dönmüş halinden ibarettir. Türkiye’nin suhuletle ve uzun menzilli stratejik yaklaşımlarla sürdürmesi gereken, geç bile kalınmış bölgesel hâkimiyet sağlayacak faaliyetler; yöneticilerimizin çalışmalarını düşman gözüne sokarcasına kürsüden ilan etmesi sebebiyle ortaya çıkmaktadır. Maalesef kürsüden ifşa edilen devlet sırrı sayılabilecek konuların arkasında sabırla ve istikrarla durulamamıştır.

Bir Kere Sefer Başladıktan Sonra Geri Çekilmek Büyük Kayıplara Yol Açar

Peygamberimizin devlet yönetim esasları bugünümüzü aydınlatmalıdır. Hatırlanacağı üzere Bedir Savaş’ında büyük bir zafer kazanılmış, mübarek mücahitler büyük övgülere mazhar olmuştu. Müşrikler, yaşanan yenilginin intikamını almak için İslâm Devletine yeniden savaş açıp Medine’ye yürüyünce, Bedir Savaşına katılamayan bir grup sahabe düşmanla meydan savaşı yapılması konusunda ısrar etti. Peygamberimiz, istişare meclisinde “endişe duyduğunu” bildirmesine rağmen çoğunluğun görüşüne uyarak “meydan savaşına” karar verdi. Peygamberiz yaptığı konuşmada karara sadık kalınıp sabırlı olunduğu taktirde zafer kazanılacağına olan inancını ifade buyurdular.

Hazırlıklar başladıktan sonra meydan savaşı yapılması için ısrar eden sahabeler, Resûlullah’a kararlarından vazgeçtiklerini belirttiler ve savaşın nerede yapılacağı konusunda kendisinin karar vermesini istediler. Hz. Peygamber onlara; “Bir peygamber zırhını giydikten sonra Allah onunla düşmanları arasında hüküm verinceye kadar zırhını çıkarmaz. Eğer sabreder ve görevinizi yaparsanız Allah zaferi size ihsan edecektir” buyurdu.

Peygamberimizin ortaya koyduğu cesaret, devlet yönetim bilimi açısından değerlendirildiğinde “istikrarlı bir politika” izlenmesi gerektiğine işaret eder. Osmanlı Devletimizin zafer sayfaları incelendiğinde de görülecektir ki savaş ya da dış politika hamlesi eylem başladıktan sonra, eylem esnasında değiştirilmesi büyük kayıplara yol açmıştır.

Doğu Akdeniz’de, Suriye’de, Karabağ’da başlayan harekâtlar bedeli ne olursa olsun neticeye erdirilmelidir. Belirtmek isteriz ki “bozgun” ve “geri çekilme” çok ayrı kavramlardır. Geri çekilme, taktik bir manevradır. Bozgunun ise maddi, manevi bedeli çok ağırdır. Ülke sınırları dışında ya da uzağında meydana gelse dahi savaş meydanındaki bozgun ve dağılma ülke içerisine kadar -Allah korusun- etki gücüne sahiptir. Viyana bozgunu, ilerleyen dönemde Avrupa Türkiye’sinin vatan topraklarından koparılmasının yolunu açmış, İstanbul’u esarete mahkum etmiştir.

ABD, AB başta olmak üzere Batı medeniyeti, Rusya ve Çin ile ilişkilerimizde, millî dış politikamızın esasları ve ülke menfaatlerimizin dikkate alındığı istikrarlı, onurlu ilişki sistemleri geliştirilmelidir. Büyük savruluşların bedelinin nesiller boyunca ödendiği Batı Trakya ve Türkmeneli Türklerinin makus tarihinde görülebilir.

Doğu Akdeniz’de ABD ve ABD’ye meydan okuyarak başlatılan faaliyetlerin, AB’nin Türkiye’ye ekonomik yaptırım (ambargo) uygulanacağı tehditleri karşısında gemilerimizin limanlara çekilivermesi ile neticelenmesi, milli bir duruş ile izah edilemez. Sormak gerekir; eğer hemen vazgeçecek idiysek neden milletin milyonlarca lirası harcanarak bu gemiler satın alındı? Alınan bu gemilere yapılan yatırımlar ile ne elde edilmek istendi, ne elde ettik? Sondaj gemilerimizin limanlara çekilmesi, Türk ticaret gemilerinin Akdeniz’de “uluslararası sularda kesintisiz sefer hakkı”ndan vazgeçildiği anlamına mı gelmektedir? Doğu Akdeniz’deki seyrüsefer dokunulmazlığımızın ihlali anlamına gelen hukuksuz operasyonlar sineye çekilip, Doğu Akdeniz’in “güvenliği” Yunan komutanlarının yönettiği AB savaş gemilerine mi bırakılmıştır?

Güneyimizde Kurulan Kuşatma Koridoru

Bilindiği üzere Türkiye, ABD’den satın alacağı hatta üretimine de ortak olduğu F-35 savaş uçaklarının üretim programından, Rusya’dan satın aldığı S-400 Hava Savunma Sistemi bahane gösterilerek çıkarılmıştı. Türkiye ABD’den F-35 uçaklarını alamayınca, o F-35’lere Yunanistan talip oldu. ABD’nin Yunanistan Büyükelçisi Geoffrey Pyatt, Yunanistan’ın talebine olumlu bakıldığını söyledi. Hatırlanacağı üzere Yunanistan da Kardak krizi sonrasında Rusya’dan S-300 hava savunma sistemleri almış bu alımlarını sürdürmüştü. Hatta Türkiye’nin satın aldığı savunma sistemlerinin denemesine karşılık Girit’te kendi s-300 sistemlerini test etmişti. Türkiye’nin sahip olduğu Rus savunma sisteminin bir alt modeli olan S-300’leri deneyen Yunanistan’a karşı ABD’nin tavrının üzerinde dikkatle düşünülmesi gerekir.

Yunanistan gibi bir maşa ülkenin hangi büyük planın parçası olduğu da iyi anlaşılmalıdır. Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi, Mısır, İsrail, Suudi Arabistan, BAE üzerinden Hindistan’a kadar uzanan hattın Türkiye için körfezlere ve güneye çıkışını kestiği iyi bilinmeli. İran’daki art arda devam eden İsrail suikastları, ABD’nin, İran ve Türkiye’nin bölgesel etkilerini kırma planının parçası olarak görülmelidir. Dış politikada ortaya koyulan hareketlerin uzun erimli, istikrarlı, sürdürülebilir olması sağlanmalıdır. Ülkemizi yönetenlerin Türkiye’nin tarihi hak ve menfaatlerine uygun adımları ivedilikle atması, milletimizin, din kardeşlerimizin, soydaşlarımızın nesiller boyunca kaderini belirleyecek dış politika meselelerini politik malzeme olarak kullanmaktan acilen vazgeçmeleri gerekmektedir.

Teşekkür ederiz

Değerli Bayrak okurumuz,

Kıymetli dostlarımız,

Ömrünü davasına adayan yiğitler,

2020 yılı boyunca yaşanan, tüm dünya ile birlikte ülkemiz sosyal ve ekonomik yaşamını olumsuz yönde etkileyen Koronavirüs salgını ve bu salgının ortaya çıkarttığı elverişsiz şartlar altında bile Bayrak’a maddi ve manevi desteğini esirgemediğiniz için en içten teşekkürlerimizi sunarız.

Allah’ın lütfu, Yayın Kurulu üyelerimizin, yazarlarımızın,  kıymetli il temsilcilerimizin, dağıtım sorumlularımızın ve siz okurlarımızın üstün gayretleri ve eşsiz mücadeleleri sayesinde 2020 yılının son ayında 12 ayda 12 dergi çıkarmanın kıvancı içerisindeyiz.

Herkesin sustuğu, kimsenin ne yapacağını bilmediği bir dönemde, yaşanan salgın döneminde Bayrak camiasının  rehber kadrosu, millet davasına hizmeti kendisine şiar ederek umudu canlı tuttu. Bayrak’ımız kesintisiz dalgalandı.

Selam olsun, her şartta Bayrak’ı dalgalandırmayı kendisine görev bilenlere.

Yaşanan olumsuzlukların ortadan kalktığı sağlıklı günlerde yüz yüze buluşmak, hasret giderebilmek duası ile.

Allah’a emanet olunuz.

Yorum Yapın

Navigate