Sürdürülen Siyasetler, Problemlerimizi Sadece Örtüyor

 

Sürdürülen Siyasetler, Problemlerimizi Sadece Örtüyor Ve

Kurumsal Güçlerimiz Arasında İrade Birliğini Engelliyor.

İçi boş iktidarlık için; işsizlik, pahalılık, enflasyon, çalma–çırpma, çok büyük bir sorun olarak gözükebilir. Hâlbuki bunlar sebebi belli, ihmal edilmiş temel hastalıkların sonuçlarıdır.

Sonuçlarla sebeplere gidilir. Sakat teşhis, sakat çözüm getirir. Tedavi yöntemlerinin, her seferinde kendini allayıp pullamasına rağmen; işsizlik, pahalılık, enflasyon ve banka rezaletleriyle gün yüzüne çıkan talan ticaretini, talan siyasetini daha azdırmaktadır.

Siyaset, Türkiye’miz problemlerini, kurumsal güçleri arasında hukukla ve iradeli bir rotayla takip etmemiştir. Varlığı dış müdahale için oyuncak bir varlıktır. 14 şeker fabrikasının Cargill Raporu ile kapatılma  (satılma diyorlar) kararı, dünyanın 12. Büyük sermayesinin 136 milyar dolarlık gücünün, ABD desteğiyle baskınla yaptırdığıdır. Bizim durumumuzdaki ülkeler, sermayenin ve amiri olan derin küresel emperyalist güçlerin yönlendirmesine namzettir, ondan korkan bir yapılanmalara sahiptir. Siyasetimiz aslı itibariyle, sabahıyla akşamının bile düzeni belli olmayan haliyle, kendini küresel güçlerin pençesine tevdi etmiş, hop kalkıp-hop oturmaktadır. Gıdası yalandır. Laf ve kin üretmektedir! Siyasetin haysiyetine sığmayan kandırmacalar, gizli bağımlılıklarıyla kendini kamuoyunda derde deva göstermektedir. Kökü 17. asra uzanan sorunların neticesinde, 19. asırda bizi imha etmeye gelen işgalcilere karşı verdiğimiz bağımsızlık savaşı unutulmuştur. Hatta verilen mücadelenin hedefi unutturulmuş, yolundan sapılmıştır. Bu sapmaları rayına sokmanın siyasî, sosyal, ekonomik, kültürel, askerî çabası dünkü hasımların dümen suyuna sokulmuştur.

 

Siyasetimiz, Halk İradesini Bloke Etmektedir. Vesayetçidir Ve Gelişmeyi Engellemektedir.

Problemimizin ana kaynağı, süregelen siyasetimizdir. Bu devşirme çabalar, halkın iradesini ve gelişmesini sekteye uğratmıştır. Devletinin selametinden uzak akıl ve çaba, tahrifatla uğraşır. Çünkü gerçek mülk devlettir, devleti-milleti koruyan, ıslaha yol veren ruh, adaletin gücüdür. Devlet, kural ve kurumlarıyla adalet nimetini çiğnetmez, korumaya çalışırsa, huzur nimeti toplumu diri tutar. Öyleyse devlet, milletin işinin, aşının, selamet ve saadetinin hem amiridir, hem de hizmetkârıdır. Devlet; işleyen kurumlarıyla ve işlevlerinin kalitesiyle varlığını ispatlar. Yine devlet; işlemeyen haliyle ve işlevlerinin kalitesizliğiyle yoktur veya nitelikli bir unsur haline gelememiştir demektir. Her iki hâl de milletin güven ve mutluluğuna engeller üretir. Fatih Sultan Mehmet anlayana ne güzel söylemiş: “Aklı öldürürsen ahlâk ölür. Akıl ve ahlâk öldüğünde millet bölünür. Kadıyı satın aldığın gün, adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün, devlet ölür.” Mirası hikmet ve nasihat olmayanın akıbeti ifade edildiği üzere hüsrandır!

Devlet, milletiyle; millet, devletiyle kaim ve daim olabilir. Devlet millet içindir, millet ise devletinin gücüdür. Devlet; milletin mülküdür, millet; devletin ve devlet adamlarının mülkü değildir. Devletsiz millet aç kurtlara yem olmaya namzet bir topluluktur. Var olan devlet, tekâmül etmiş bir millet unsurudur. Bunun için her topluluk devlet kurma iradesine erişemez. Milletin derdinden, üzüntüsünden, sıkıntısından, hastalığından habersiz devlet de ya sanaldır, ya yabancıların vesayeti altındadır veya hastadır. Lâle Devri, Tanzimat ve Meşrutiyet Devirlerinde toplumu altyapısız modernize etme çabaları netice vermemiştir. Doğru yönetimin sağlanması, ortak akıl ile millî birikimle olur. Sistemimizin bunlara yer vermemesi, milli ihtiyaçlara ve değerlere dayanmaması, ithal reçetelere inanması, samimiyetten uzak olması nedeniyle, milletimizin buhranına neden olmuştur.

Devlet, siyasetle yönetilir. Siyasete kırılıp, zulme uğrayıp siyaset dışı kalma alışkanlıkları hastalıklı dönemlerimizin sahte kabulleriyle adeta şeytan işi görülmüştür. Böylece yanlışın, zorbanın faaliyet alanı genişlemiştir. Kurtuluş çabasına erme çabası olarak hayata dâhil olma sorumluluğu terkedilerek sahte züht adına dehlizlere sığınılmıştır. Kurtuluştan habersizliği getiren cehalet, kendini hayali “Hi-Men” translarıyla meşgul etmiştir. Dini kaynaklı hale getirilen “Kurtarıcı Mesih” bekleme cehaleti mubah kılınmış, bu da gafleti meşrulaştırarak artırmıştır. Yaşadığı ana-hayata dâhil olmak korku verirken, kaçışın mesuliyetsizliği, sahte demokrasiyle korunmuştur. Demokrasi havarisi(!) siyasiler, bu yapıların “yastık altını” besleyip iradelerini satın almışlardır. Sindirilmiş, tarihsel arka plânı da olan bu yapı, kirli siyasetin koruduğu bir batak olarak olagelmiştir.

Siyaseti doğru olmayan millet, milletsiz devlet olmaya mahkûmdur. Milletsiz devlet, seçkinlerindir ve satın alabilenlerindir. Satın alanları da satın alan, ‘üstatların’ ikram ettiği ucube demokrasi, işte budur! Bu elim tarz, dış müdahalelerinin devlet üzerinde alenî yer etmesini sağlamıştır. Güdümlü sivil-siyasî palazlanmalar, devleti sıhhatine kavuşturma enerjisi değildir. Sadece devletin gücünü bölmeye yönelik bir gelecek kurgusu içindir. Tohumları “Hibrit” hâle getiren vitrinin mantar yetiştiricileri, bu işi iyi bilirler!  İmparatorluğu bölme ve millet iradesini devletten sıyırma oyunu, işte böyle, daha nice nice biçimleriyle seyretmiştir. Unutulmayacak yanıyla kiralık devşirmelerle tahrip başarılmıştır. Sefil piyonlar bu işlere can-ı gönülden çanaklık etmiştir.

 

Uyum Yasaları Mı, Uyutup İmha Etme Yasaları Mıydı Gelip Geçenler?

Ve Bunca Dayatmaya Dayanabildiysek Eğer…

Dünden bu güne olayların seyrine bir bakın lütfen! Her şey ortadadır.

Milletin devletini emanet ettiklerinin özendiği yapı, kurum ve ideolojisiyle (AB maceramız da böyledir) devletimizi ıslah, milletimizi mutlu etmeye yönelik kabuller getireceğini sanıyor. Ama biz de beklentilerin doğru olmadığını tarihteki münasebetlerimizden ve bugünkü dayatmalardan biliyoruz. Yabancı projelerle kurtulma özlemi ham hayaldir. Bu iş, kol-bacak nakli kadar kolay olarak bünyeye uyum sağlamaz. Bir millet; arızalı uzvunu, ancak kendine ait, yine dokusu uyumlu ve kendine benzer bir uzuvla yenileyebilir. Binlerce yıllık birikimimiz bize bunu söyler. Demek ki, toplumumuzun kurumlaşma sürecindeki değerleri saf dışı veya inkâr edilerek gelişme olmazmış. Uyum yasalarının birer uyutma yasaları olduğunu görüyoruz. Ülkemizi bölmek için bizi uyutup elimizi kolumuzu bağlayan oyun yasaları tespitimizdir, kaygımızdır. İyi ve güzeli bulacak aklımız yoktur mudur ki, bu kadar dayatmadan şifa beklemek için alçalıyoruz? Kaldı ki bunlar ülkemize göz dikenlerdir, dünkü işgalcilerimizdi, bugün başımızdaki terör belasının hamileridir!

Yönetenlerin ve siyasi iradenin ezberi hiç milletin gerçeğiyle buluşmadı, uzlaşmadı. Bu nedenle reformlar (halk tarafından deform olarak algılanmış) halkın gerçek desteğinden mahrumdur. Reform için kılıf kılınan referandum gibi alicengiz oyunları bile siyasîlerin, bürokrasinin, azınlıkların, hâkim sermayenin ve dış güçlerin arzusu olarak (görebilenlere kıyıdan-köşeden) sırıtmıştır. Bir kere siyaset yoluyla halk demokratik olarak örgütlenmemiştir. Oluşan değil, atanan örgütlerdir. İri Siyasî Partiler, halkın temsil edildiği, halk ile örtüşen bir karaktere sadece görünüşte sahiptir. Faaliyet alanı millet problemlerinin çözümü değildir. Kendilerini kalıcı güç haline getirme, imkân ve ikbal derdindedir. Onlar millete, birileri de onlara alıştırarak bir şeyleri dayatır!

Senaryolar hep gece yazıldığı için Türk Siyaseti, gücünü halktan almaz! Çünkü halk ile örgütlenmemiştir! Halkın temsil edildiği, halk ile örtüşen bir karaktere asla sahip olmamıştır. Halkın oralardaki varlığı mahkûmiyetledir, hürriyetle değil! Acziyeti, çözümsüzlüğü, kendini vesayete mecbur hissetmesinin altında bu güdük bir karmaşa vardır! Hesap verme/sorma yollarının kapatıldığı antidemokratik yapılanmalar vardır.

Yorum Yapın

Navigate